Her zaman ki gibi saat 7′de Söke dolmuş duraklarının önünde bir araya gelen grubumuz yol üzerinde bekleyen diğer yürüyüşçüleri de alarak 14 kişi olarak Didim’den ayrıldı. İlk durağımız artık her pazar normalden daha fazla simit üretip bizi bekleyen simit fırını oldu. Sabah kahvaltısı olacak simitlerimizi aldıktan sonra Kuşadası grubunun bizi beklediği Belevindeki çay bahçesine hareket ettik. Burada kahvaltı yapıldıktan sonra parkur başlangıç noktasına gelindi. B parkur (orta) zorluk derecesinde olan yürüyüş öncesi kasları rahatlatacak ısınma hareketlerinin yapılmasının ardından bizi bekleyen Keçi Kalesine doğru yürüyüşe geçildi. Sayımız 56′ya ulaşmıştı. Bu hafta sayıları ve yoğunluğu artan papatyaların arasından
yürürken bu hafta ilk defa çiğdemler görünmeye başladı. Yavaş yavaş yukarılara doğru yürürken molalarda önümüze serilen manzaranın güzelliği ile güç toplayarak yemek (sucuk mangal) molasının verileceği kaleye ulaştık. Yemek örtüleri serilip sucuklar, evde özenle hazırlanmış dolma ve börekler hazırlanırken Bir kısmımız yanımızda getirdiğimiz uçurtmayı hazırlayıp yer yer beyaz pamuksu bulutların süslediği mavi göklere maceraperest ruhlarımızı da yükleyerek salmak için harekete geçtik. Ancak rüzgar pek de yardımcı olmadı. Yaprak kımıldamıyordu. Odun ateşinde kızarmış sucuklarımızı yiyip kaleyi incelemeye giriştik.
Ancak keçilerin ve artık keçiden farkı kalmayan bizim gibi doğa yürüyüşçülerinin dolaştığı böyle yüksek bir tepede nasıl kurulduğu akıllarda soru işareti bırakan bu kale ie ilgili çeşitli şehir efsaneleri dolaşmakta imiş, bunlardan birisi hiç kan dökmeden nasıl düşman kuşatmasından kurtulduğu, diğeri ise yine hiç kan dökmeden fethedildiği üzerine. İkisinde de yöntem aynı. Keçiler ve mumlar. İlkinde düşman gece olup hava kararınca keçilerin boynuzlarına mumları bağlar ve ancak keçilerin dolaşabildiği bu alanda
kaleye doğru salar. Kaledekiler keçileri düşman askeri zannederek, bu kadar kalabalık bir düşmanla başa çıkamayacaklarını düşünür ve kalenin arka kapısından çıkıp, kaçar. Diğerinde ise Kale komutanı düşman kuşatması altındaki kalenin etrafındaki keçileri toplatır, boynuzlarına mum bağlatarak sarp yamaçlarda dolaştırır. Düşman keçileri karanlıkta devriye gezen askerler zanneder ve bu kadar askeri olan bir kalenin fethedilemeyeceğini düşünerek oradan ayrılır. Bundan dolayı kaleye keçi kalesi denmeye başlanmış. Aynı hikaye Karaman için de bu sefer koyunlarla söylenmekteymiş. Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu.
Artık yemek malzemelerinin toplanma ve yola devam etme zamanı. Malzemelerimizi, terden ıslanıp yedekleriyle değiştirilmiş kıyafetlerimiz ile uçurtmayı istediğimiz gibi uçurtamamanın hayal kırıklığını da sırt çantalarımıza yerleştirdikten sonra daha kısa ve kolay diğer parkurdan dönüş yapacak olan 9 arkadaşımızı arkada bırakarak parkurun geri kalanını tamamlamak üzere bizi bekleyen sürprizlere yol almaya başladık.
Henüz kaleden ayrılmışken, kaleye adını veren keçiler karşımızda belirdi. Başlarındaki çoban köpeğinin kontrol ve komutasındaki sürü dağların asıl sahipleri olduklarının bilincinde, bizimle fazla ilgilenmeden geçip gitti. Artık hızımızı almış yürürken, dakikalar önce doğmuş bir oğlağı arka bacaklarından tutan bir çoban ve arkasında henüz doğum torbası ile ana keçi ile karşılaştık. Bu bir çoğumuz için hayatlarında bir ya da iki kez yaşayabilecekleri bir andı. Yavru
ve annesi rahatsız edilmeden incelenip fotoğraflar çekildikten sonra yola devam edildi. Bu kez de peşimize ama keçinin aksine karadan değil havadan şahin ya da atmaca olduğuna karar verdiğimiz ama kesinlikle yırtıcılardan bir kuş takıldı. Uzun süre tepemizde dolaştıktan sonra daha ilginç bulduğu başka bir şeyin peşi sıra uzaklaştı. Bu kadar oyalanmanın arkasından tempomuzu biraz hızlandırarak, bizden daha önce buradan geçen başka bir trekking ekibinin zirve olduğuna karar verip Türk bayrağı yerleştirdiği noktaya ulaştık. Kalede bize ilgi göstermeyen rüzgarın bu noktada kendini göstermesine rağmen yoldaki vakit kayıpları sebebiyle bundan faydalanamadık. Bayrağın önünde fotoğraflar çekilip zirve yapıldığı kanıtlandıktan sonra iniş olarak tanımlanabilecek dönüşe başladık. Sık makiler, çam ağaçları ve kayalar arasından inişimiz 2 saat kadar sürdükten sonra minibüslerimizin bizi karşıladığı noktada son buldu.
Yazar: Mustafa OR
![1[1] keçi kalesi](http://turistim.com/wp-content/uploads/2011/01/11.jpg)