Yolunuz bir gün Trabzon civarına düşer ve de ciğerleriniz yeşilin soluğuyla sarhoş olmak isterse hiç düşünmeden “Sizin Uzungöl‘e gitmeniz gerekiyor efendim” diyebilirim. Bizzat sarhoş olan benzadeler olayı biraz abartıp o oksijen cennetinde tam 11 gün konakladığım için benim durumum sarhoşluktan komalık mertebesine kadar yükseldi.
Şunu söyleyebilirim ki o kadar küçük bir yer olmasına rağmen oradan her gün farklı tatlar aldım.Tereyağında alabalığın lezzetimidir, iki kişilik bisikletle uzungöl keşfinin verdiği heyecan mıdır, gölün ihtişamına dalıp zar zor ayılmaktanmıdır yoksa ebelerinin dedelerinin sıcaklığından mıdır nedir bilmiyorum ama Uzungöl’den ayrılmam gerçekten çok sancılı oldu. Ama dönüşte ondan bişeyler götürmeyi de ihmal etmeyerek görünen her zerresinin fotoğrafını çektim, inanın insan orda kendisini senelerdir fotoğrafçıymış moduna sokuyor ve bu moddan çok da keyif alıyor. Buyrun onlardan bir kaçı ;
- Uzungöl Genel Görünüm
- Uzungölün simgesi olan camii ve tarihi köprü
- Uzungöle gidenler tanır :D
Velhasıl-ı kelam Uzungöl’de sıkılmanız için hiçbir sebep yok. Son bir uyarı özellikle temmuz sonu ağustos ortası gitmeniz, Uzungöl’de bir günde dört mevsimi yaşamanız anlamına geleceği için tatil planlarınızı bu tarihler arasında yapmanızı tavsiye ederim.



"Dört Mevsim “Uzungöl”" yazısına hiç yorum yapılmamıştır
Yorum Yaz