alışveriş

Turistlerin, kısa adı AVM olan alışveriş merkezlerine götürülmesi şu şekilde olur. Hava alanından alınıp otellerine yerleştirilen turistlere şirketin rehberleri tarafından  hemen bir hoş geldin kokteyli düzenlenerek. Çevreyi tanıtım ve bilgilendirme adı altında günübirlik veya 1-2 günlük geziler satılmaya çalışılır. Bu turlar sırasında otobüs AVM’lerin önüne çekilir. Alışveriş tutarı üzerinden önceden kararlaştırılan yüzde kadar komisyon alınır.

Ayrıca sadece alışveriş turları vardır. Bu turlar için genellikle çok cüzi bir ücret alınır çoğunlukla da bedava olarak pazarlanır. Bu tura çıkan turistler yine AVM’lere götürülür ve otobüsler çok daha uzun süre AVM önünde bekleyerek turistleri alışveriş etmeye zorlar.

Ayrıca her tur acentesinin kendi rehberleri otel rehberi adı altında bütün mesailerini otel lobisinde kendilerine ayrılan alanda kullanırlar ve burada kendilerine bağlı olan turist gruplarına çevreyi tanıtım (info) adı altında tur bileti satmaya çalışırlar.  Bu sattıkları biletlerden düşük oranlarda da olsa komisyonları vardır. Fakat turistlerle ilk kontak kuran grup oldukları için yüksek  miktarda bilet satarlar . Bu rehberler acenteler bünyesinde çalıştıklarından dolayı genellikle kokartsız ve yabancı uyrukludurlar. Dil bilemeleri yeterlidir. Sattıkları bilet oranında para kazanırlar.

Tura çıkan turistlerin acente rehberlerinin iradesi dışında alışveriş yapmaması için otobüsten indiklerinde rehber tarafından  esnaftan uzak yerlerden geçirilmeye çalışılır ve kazıklanma kötü davranışa maruz kalabilirsiniz telkinlerinde bulunarak dışardan alışveriş yaptırılmaz.

Yazan: A.Fatih

karadeniz

Karadeniz Folk.

Bir yanda deniz, kum ve güneş…diğer tarafta dağlar, yeşillik ve yayla yaşantısı…İşte Türkiye Turizmine katkılar sağlayan üç bölgemiz…

Ancak, gözle görülen bir gerçek var ki; o da tercihin genellikle deniz, kum ve güneş üçlüsünün tamamladığı yaz turizmine olan ilgi. Türkiye coğrafi yapısı bakımından hem yaz, hem de kış turizminin en canlı yaşandığı bölgelere sahip bir yapıdadır. Turizm için yapılan yatırımlar genellikle yaz turizmine yönelik ve de öncelikle Akdeniz bölgesine yoğunlaştırılmıştır. Aynı ilgi ve yatırımlar acaba Karadeniz bölgesinde neden daha azdır? Karadeniz Bölgesi Yaz Turizmi açısından belki de Karadeniz’in iklim bakımından akdeniz kadar elverişli olmamasından cazip gelmemektedir. Ama şöyle de bir gerçek var; yurt dışından kafilelerle turist getiren turizm şirketlerinin tüm organizasyonları genellikle akdenize ve Ege’ye yöneliktir. Yerli turistlerimizin bile öncelikli tatil tercihleri hep Ege ve Akdeniz odaklı olmuştur. Uzun veya kısa süreli bayram tatilleri için bile ister eğlence dünyasına yönelik, ister tatil yörelerine yönelik tüm organizasyonlar Ege ve güney kentlerimize göre yapılamaktadır. Yurtiçi ve Uluslararası fuar, seminer veya konferanslar da yine aynı şekilde bu bölgeler hedef seçilerek tertip edilmektedir.

anfi tiyatro

Antalya-Side Anfi Tiyatro

 Karadeniz Bölgesinde birbirinden ayrı güzelliğe sahip Trabzon ve Sinop başta olmak üzere bu tip organizasyonların yapılmasına olanak sağlayacak oldukça güzel bölgelerimiz bulunmaktadır. Belki de sorun bu tip organizasyonlarda daha fazla gelir elde etmenin hedeflenmesidir. Belki de yeterince tanıtımın yapılamaması eksikliği de olabilir. Bu konuda ülke turizmi açısından yurdumuza daha fazla turist akımının sağlanması, Karadeniz bölgemizin tanıtımına ve kalkınmasına daha fazla imkân verilmesi düşünülemez mi? Bu konuda yapılabilecek atılımlar neler olmalıdır? Bilgi ve önerilerimizi paylaşmak yararlı olacaktır. İlk olarak Fuar ve kongrelerin Karadeniz bölgesine yoğunlaştırılması ile başlanabilir.

Karadeniz bölgesi insanımızın da turizmden beklentileri oldukça fazladır. Bölgede hem ekonomik hem de iş alanları bakımından büyük bir canlanma yaşanacağı umutları beslemektedirler. Karadeniz Bölgesinin turizm konusunda yaşadığı sıkıntıların ve eksikliklerin bazı detayları…

 Karadeniz’in Turizm Umudu

 Dünya turizmi, toplam cirosu 465 milyar dolar olan dev bir pastadır. Turizmin hava ulaşımı cirosu da eklenirse bu rakam 680 milyar dolara çıkmaktadır. Türkiye bu pastadan sadece %2 civarında bir pay alabilmektedir.

 Bu rakam elbette çok düşüktür ve artırılması için sadece deniz ve tarih turizminin yeterli olmayacağı da açıktır. İşte Karadeniz Bölgesi, özellikle doğa turizmi potansiyeli ile Türk turizminin çeşitlendirilmesi ve dünya turizminden aldığı payı artırması için önemli seçenekler sunmaktadır.

 Karadeniz’deki mevcut turizm potansiyeli; yayla turizmi, rafting ve trekking gibi bir kaç seçenek sunmaktadır. Bu turizm seçenekleri, çok önemli altyapı eksikliklerine rağmen bir şekilde yapılabilmektedir. Hemen hiç yapılamayan, ama Karadeniz’de potansiyeli olabilecek turizm türleri ise; sörf, yamaç paraşütü, çim kayağı, kurvaziyer turizmi (gemi gezintisi), yat turizmi, av turizmi, balık avlama turizmi, kar turizmi şeklinde sıralanabilir.

 Karadeniz’de halen belli oranda gerçekleşme şansı bulan dağ ve yayla turizmi dahi gerekli altyapıdan yoksundur. Bir kere yaylalarda imar hakkı olmaması yüzünden, buralarda turizm tesisi kurma imkânı yoktur. Tesis olmadan, yeterli yatak kapasitesi oluşmadan, turizmde başarı kazanmak da imkânsızdır. Karadeniz’in potansiyeli olan yayla turizmi, bir kaç merkez hariç, tuvalet imkânından bile yoksundur.

 Türk turizmi nasıl deniz ve plaja yönlendirilmiş ise, Karadeniz turizmi de yayla turizmine yönlendirilmektedir. Halbuki, en yüksek harcama yapan grup olan gemi yoluyla gelen turist için Karadeniz önemli imkânlar sunabilir. Bunun için belli limanlardan oluşacak bir ziyaret ağı ve uğranılacak her limanda yapılacak etkinlikler, ziyaret edilecek yerler ve konaklamalar önceden programlanarak bu seçenek hayata geçirilebilir.

ege

Ege Geleneksel

 Ülkemizi ziyaret eden turistin %85′i havayolunu kullanmaktadır. Bölgemizde ise bu imkân çok az kullanılmaktadır. Bölge havaalanlarına yönelik, yurt dışından paket turlarla yolcu taşınabilir. Böylece havayolu ile gelen turist için de; turistik faaliyetler bir düzene kavuşabilir.

 Özellikle Doğu Karadeniz’in belli bazı vadilerinde, kayak yapmaya müsait kar ve doğa mevcuttur. Karadeniz turizminin sadece yazın üç ayını hedefleyerek gelişme zorluğu karşısında, kar turizmi seçeneği dikkatle ele alınmalıdır.

 Doğu Karadeniz derelerinde doğal olarak yaşayan kırmızı pullu alabalık, belli derelerin balık avlama turizmine tahsis edilmesi ile bir turizm seçeneği haline gelebilir. Bu konuda, 22 akarsuya sahip olan Rize ilimiz önemli bir potansiyel taşımaktadır. Bu akarsulardan sadece beşi rafting için elverişlidir. Diğer akarsuların bir kısmı, balık avlama turizmine tahsis edilebilir.

 Dağlar, vadiler ve akarsulardan oluşan Doğu Karadeniz, yamaç paraşütü ve çim kayağı gibi turistik etkinlikler için de uygun bir yapı arz etmektedir. Öncelikle bu etkinliklerin yapılabileceği alanlar tespit edilmeli, bu alanlardan istifade edecek ilgi gruplarının oluşması teşvik edilmeli ve dernekleşmeleri sağlanmalıdır.

 Turizm sadece deniz veya sadece dağ ile olmaz. Çeşitli ilgi alanlarına hitap edebilmek gerekir. Mutfak kültürü, turistik ilginin çeşitlendiği alanlardan biridir. Karadeniz’e has yemekler, bölgeyi ziyaret eden turistlere uygun lokanta ve tesislerde sunulabilmelidir. Gelen turiste kendi ülkesinde alıştığı yemeklerin yanında, farklı tatlar sunulmalı, döndüğünde anlatabileceği farklı bir mutfak kültürü ile tanışması sağlanmalıdır.

 Karadeniz’in otantik yapısını korumak, beton ev hastalığından vazgeçerek, geleneksel ahşap yapıya yönelmek gerekmektedir. Özellikle turizm potansiyeli olan yerlerdeki bütün yapılar ve turistik tesisler, ya ahşap olmalı yahut -beton kullanımı gerekli ise- içi ve dışı ahşap kaplanmalıdır. Bölge turizminin önemli bir kaynağı olan akarsular temiz tutulmalı, öncelikle kanalizasyon bağlantılarından kurtarılmalıdır.

 Yerel yönetimlerin güçlendirileceği önümüzdeki dönemde, turizmin gelişmesi için de yerel çabalar yoğunlaştırılmalıdır. Yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları, bölge turizmi için inisiyatif almalıdırlar.

Kaynak :  A.R.SAKLI-Lider Karadeniz Gazetesi

YORUM 1

 Yerli turist için değil ama yabancılar için şöyle düşünülebilir:

Çoğu yabancının bulunduğu yerde zaten iklim koşulları malumumuz. Durmadan yağmur, hava kapalı. Belki soğuk. Yazın Antalya’dan biliyorum; güneşin tepede olduğu vakitlerde bile yabancılar çatır çatır güneşleniyor. Bulmuşuz kaçırırmışız misali. Belki bu yüzden Karadeniz daha az tercih ediliyordur.

Bir de ulaşım meselesi var. Bildiğimiz gibi Karadeniz, neredeyse tamamen Anadolu’dan bağımsız gibi. Niye? Çünkü:

Dağlar denize paraleldir. 

İş böyle olunca yerli için de yabancı içinde sanki Kaf Dağı’nın ardıymış gibi görünüyor olabilir. En azından kendimden biliyorum. Yıllardır gitmek istediğim halde sırf yol gözüme büyüdüğü için gidemiyorum. O paralel dağları aşmak kolay mı? 

YORUM 2

Bir de söyle düşünmek lazım, İrlanda, Norveç, İsveç, Finlandiya gibi günesin ön planda olmadığı ülkeler turist çekebiliyor, öyleyse Karadeniz bölgesi de emek sarf edilirse turist çeker.

Bir fotoğraf sitesinde, bir alman gezgin Karadeniz fotoları sergiliyordu, ziyaretçiler fotolardaki yerlerin Türkiye´de olduğuna inanmakta hayli zorlandıkları mesajlardan anlaşılıyordu.

YORUM 3

 Görüşe katılmamak elde değil. Mutlaka emek sarf edilirse sıkı bir turizm bölgesi oluşturulabilir. Ancak söylemek istediğim insanlar genel olarak tatilden deniz, kum ve güneşi anlıyor. Bu da Karadeniz’in Antalya, Muğla, Mersin, İspanya, Portekiz vb. kadar turizm açısından gelişmesini engelliyor.

Fakat belirttiğim gibi yayla turizmini benimseyen insanlar için ele geçmez güzelliklere sahip Karadeniz. Değerlendirilmesi gerekir 

 YORUM 4

 Bulgaristan gibi ülkeler binlerce turist çekebildiğine göre, Karadeniz de bunu yapabilmelidir. Ancak o zaman, denizin dibinden gecen otobanları ve çirkinlik abidesi beton binaları gözden geçirmemiz lazım.

Yılın ilk aylarında turist sayısında patlama yaşandı. Ülkemize geliş amaçları sadece denize girmek veya Topkapı Sarayı’nı görmek de değil. Vize uygulamasının kalktığı ülkelerden alışveriş ve Türk dizilerini izleyenler dizi setlerini görmek için gelirken Japonlar Kapadokya’nın yüzü suyu hürmetine geliyor.

Kapadokya

Türkiye’ye 2010 yılının ilk üç ayında gelen turist sayısı geçen yıla göre beklenenden çok arttı. Komşulardan özellikle İran ve Suriye’den gelenlerin sayısında patlama yaşandı. Yılın ilk ve soğuk aylarında bu kadar çok turist gelince turizmciler, yaz için çok heyecanlandı. Zaten vize uygulamasının kalktığı ülkelerden gelen turistler alışveriş merkezlerini dolduruyor. Evvelden yalnızca kaplıcalar için gelen, altın ve ziynet eşyası alan Araplar, artık giyim ve ayakkabı alıyor. Yunanistan, Bulgaristan, İran ve Suriye gibi komşu ülkelerden gelenler için dizi turisti diyebiliriz. Türk dizilerinde gördükleri mekanlarda fotoğraf çektirme yarışındalar.

Türkiye’ye gelen turistlerin ülkelerine göre amaçları değişiyor. Sadece denize girmek, güneş ve lezzetli yemeklerin tadını çıkarmak niyetinde olanlar da var, tarihî ve kültürel mekânları gezmek isteyenler de… Turizm sektörünün önde gelen isimleri bu konudaki gözlemlerini anlattı.

Butik Oteller Birliği (ÖZBİ) Başkanı Hasan Gülkaynak’a göre kültür turizmini genellikle Uzakdoğulu turistler tercih ediyor. Arap turistler daha çok iş için ve alışverişe geliyor. Avrupalılar ise tatil için yani denize girmek, güneşlenmek, yemek ve dinlenmek için geliyor. Son zamanlarda Çinli konuklarımızın sayısı artıyor. İş için de gelmiyor Çinli turistler, müzeleri gezmek ve tanınmış yerlerde resim çekmek istiyorlar.

Turist Rehberleri Derneği Başkanı Şerif Yenen’e göre Amerikalı turistlerin amacı tarihi ve kültürel mekanları görmek. Sayıları her geçen yıl artan Amerikalı turistler genellikle kruvaziyer (büyük seyahat gemileri) ile geliyor.

2-3 haftalık Anadolu turlarına katılıyor. Alışveriş yapmayı seviyorlar. Halıya ve antikaya düşkün oluyorlar. Onca yolu gelmişken hamburger yemeyi değil de yöresel tatları denemeyi tercih ediyorlar.

Almanlar, deniz tatili için geliyor. Akdeniz ve Ege’yi tercih ediyorlar. Türkiye’nin sosyoekonomik yapısı hakkında çokça soru soruyorlar. Almanlar, son yıllarda azalsa da bolca alışveriş yapan turist grubundalar. Çok disiplinliler.

Japon turistler daha çok kültür turlarını tercih ediyor. En çok da Kapadokya’yı geziyorlar. Çok fazla fotoğraf çekiyorlar. Halılarımıza ilgi gösteriyor ve satın alıyorlar. Çok soru sormuyorlar ama disiplinliler. Tur esnasında zamanla yarışır bir halde oluyorlar.

Araplar, genellikle kaplıcaları tercih ediyor. En çok gittikleri yer İstanbul, Bursa ve Yalova. Bolca alışveriş yapıyorlar ve en çok altın takı alıyorlar.

Kaplıca

Ruslar, ülkemize deniz tatili yapmak için geliyorlar. Akdeniz Bölgesi’ni tercih ediyorlar. Tarih ve kültür turlarına katılan Ruslar da var. Özellikle yemeyi, içmeyi ve eğlenmeyi seviyorlar.

İngilizler, rehberleri en az yoran turistler. Ufak tefek alışveriş yapar, ucuzu severler.

İtalyanlar, denize girmeye değil tarihî ve kültürel güzellikleri görmeye geliyor. Sıcakkanlı ve biraz da gürültülü bir turist grubu.

Avusturyalılar kültüre meraklılar. Maalesef her geçen yıl daha az Avusturyalı turist geliyor. Gelibolu Yarımadası’na özel ilgileri var.

Dünya turizminin önde gelen sivil toplum kuruluşu SKAL International’ın başkanı Hülya Aslantaş, Avrupa’da büyük bir kitlenin eğlenmek ve dinlenmek için deniz tatilini tercih ettiğini söylüyor. Bu kitle Akdeniz kıyılarına gidiyor. Türkiye’ye gelen Avrupalı turistlerin yarısı bu amacı taşıyor. Aslantaş, son yıllarda kültürel geziler için gelen Avrupalıların sayısının arttığını vurguluyor. Bunda devletin ve özel sektörün yaptığı reklam kampanyalarının büyük etkisi var.

Dünyanın bir ucundan Türkiye’ye gelen Japon ve Amerikalıların tek bir amacı var; kültürel ve tarihî yerleri gezmek. Deniz kıyısındaki otellerde onları görmek mümkün değil.

Son zamanlarda Türkiye, iş seyahatleri için tercih edilen bir ülke. İş turizmi için dünyanın dört bir tarafından on binlerce insan geliyor. Rusya, Japonya ve Amerika, bu tercihte bulunan ülkelerin başında yer alıyor. Ekonomik kriz Avrupalıların da toplantı ve kongreler için Türkiye’yi tercih etmesine sebep oldu.

Bu yıl İranlı turist akını var. İranlı ziyaretçi sayısı şimdiden 1 milyonu aştı. İranlılar daha çok alışveriş için geliyor. Ünlü markalar için Paris ve Milano’ya değil, İstanbul’a geliyorlar. Bir de çıkarken KDV’lerini de geri alabilmeleri komşuların alışveriş için Türkiye’ye gelmesine sebep oluyor. Dünyaca ünlü markalar da bu talep patlamasını görünce İstanbul’da mağaza açıyor.

Sağlık turizmi için Türkiye’yi tercih edenlerin sayısı artıyor. Avrupa’da sigorta kurumları hastalarını Türkiye’de tedavi ettiriyor. Artık kaplıcalara sadece Araplar değil, Avrupalılar da yoğun ilgi gösteriyor. Son olarak Aslantaş, Anadolu’da özellikle Karadeniz’de ciddi bir otel eksikliği olduğunu vurguluyor.

GÜLİZAR BAKİ

 

Türkiye’ye gelen turist sayısının her geçen yıl artarak 26 milyona ulaşmasına rağmen, elde edilen gelir Güney Ege’deki esnaf ve otelciyi memnun etmedi. 

Bodrum, Marmaris ve Fethiye gibi gözde turizm merkezlerinin bulunduğu Güney Ege’de faaliyet gösteren esnaf ve otelcilerin temsilcileri, bu durumun “her şey dahil” sistemi, girdi maliyetlerindeki artış ile iş yeri fazlalığından kaynaklandığını savundu. Bölgede çok sayıda işletmenin faaliyetine son vermeye hazırlandığı, devredilmeyi bekleyenlerinin de çoğaldığı kaydedildi.

Herşey Dahil Açık Büfe

Yılda 1,5 milyona yakın turistin ziyaret ettiği Marmaris’te sezonun bitmesiyle birlikte birçok iş yerinin kepenklerini kapattığı dikkati çekiyor. Marmaris Kapalı Çarşısı’ndaki onlarca dükkanın camında “kapatıyoruz”, “devren kiralık” yada “satılık” yazıları bulunuyor. Kepenklerini açık tutan az sayıda esnaf okey ve iskambil oyunları oynayarak vakit geçiriyor.

Kiralarını ödemekte dahi zorlandıklarını anlatan esnaf, ’her şey dahil’ sistemiyle gelen turistlerin otellerinden çıkmadığı için sezon boyunca istedikleri oranda gelir elde edemediklerini savundu.

BAŞKAN ACAR: “ARZ TALEP DENGESİ İFLAS ETTİ” Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar ise yaptığı açıklamada, otelcilerin, turistlerin talebinden dolayı “her şey dahil” sistemini uyguladığını ve hiçbir otelcinin bu sistemden memnun olmadığının belirtti.

Acar, şunları kaydetti.

“Esnaf açısından Marmaris’te arz talep dengesi iflas etmiş. Bir yerleşim yerinde bir çarşı vardır ve ihtiyaç üzerine yeni iş yerleri açılır. İmara uymadan konut bölgelerini ticarete açarsanız, gelinen nokta bu olur. Marmaris’te şuanda 527 tane taksi var. ’65 bin yatak 250 bin sandalye var’ deniliyor. Bu arz talep dengesinin bozulması değil, iflas etmesidir. Marmaris merkezde sadece 4 bine yakın esnaf var. Bunların sadece yüzde 20’si kış aylarında da açık kalıyor. Yatırım maliyeti düşük, makul fiyata kiralanan iş yerleri sezon bitince kapatıp gidiyor. Bu durumda maalesef marka firmalar ilçemize gelmiyor. Çünkü arz talep dengesinin iflası, haksız rekabeti beraberinde getiriyor. Ucuz fiyata satılan taklit ürünler, alıcıyı pişman ediyor ve gelen turistler bundan dolayı alışverişten uzak durmayı tercih ediyor.”

“LALE DEVRİ BİTTİ” Ticaret anlayışının değiştiğine ve istenilen ürünün dünyanın öteki ucundan bile alınabildiğine dikkati çeken Başkan Acar, “Artık lale devri bitti” diyerek esnafı uyardı.

İlçedeki ticaret hacminin azaldığını ve hiç kimsesinin hayal kurmaması gerektiğini anlatan Acar, “Gelen turistin alım gücüne göre ticaret yaparsanız ve buna umut bağlarsanız olacağı budur. Ayrıca ayıplı ma satılması, dolandırıcılığın ve tacizin Marmaris’te çok sayıda örneğini yaşıyoruz. Bundan dolayı insanlar çarşıya pazara çıkıp alışveriş yapmak istemiyor. 2005 yılında Marmaris’e gelen ilk uçak gemisindeki askerlere altın diye bakır, deri diye muşambadan ürünler satmışlar. İki yıl sonra ikinci uçak gemisi Marmaris’e geldiğinde gemideki 5 bin personele çıkmadan önce ’Deri ve altın satın almayın’ diye anons yapılmış. Önce kendimize düzen vermemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

UMDUĞUNU BULAMAYAN DÜKKANINI DEVREDİYOR

Muğla Esnaf Odaları Birliği Başkanı Şükrü Ayyıldız, gelen turist sayısında artış olmasının kendileri için bir anlam ifade etmediğini belirterek, “Gerçekten gelen turist sayısında artış var. Ancak ’her şey dahil’ sistemi olduğu sürece çarşıdaki kepenklerin çoğu kapalı olur. Bundan sonra da ’kapatıyoruz’ yazılarını görmeye devam edeceğiz. Bölgeye kaliteli turist gelmezse, ’her şey dahil’ illa devam edecekse, buna bir kota getirilmezse, 3 ile 15 Avro arasında yatak satılırsa, gelen turistin hiçbir esnafa katkısı olmaz. Gelen turist sayısının her geçen yıl artması bizim için önemli değil. Bin turist geleceğine yüz turist gelsin ama paralı gelsin.” dedi.

Aynı zamanda Marmaris Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı görevini de yapan Ayyıldız, ilçedeki kapanan işyeri sayısının çok fazla olduğunu dile getirerek, “Çıkışlar onikinci ve birinci ayda artar, bunun için kesin rakam veremem. Geçen yıla göre bu rakamın artacağını düşünüyoruz. Her yıl Marmaris’te ortalama 500-750 işyeri kapanır, sezon başında yine 750’ye yakın işyeri yeniden açılır. Bu esnafın para kazanamamasından kaynaklanıyor. Para kazanan esnaf dükkanını kapatır mı? Başka bir arayışa girer mi? Mümkün değil” diye konuştu.

OTELCİNİN MALİYETİ ÇOK ARTTIKendisi de konaklama tesisleri işleten Güney Ege Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (GETOB) Başkanı İlhan Açıkgöz de meslektaşlarının her geçen yıl daha zor maddi koşullarla boğuşmak zorunda kaldığını kaydetti.

Bölgedeki otellerin tamamına yakınının gelirlerini döviz üzerinden elde ettiğini hatırlatan GETOB Başkanı Açıkgöz, “Buna karşılık maliyet masraflarını TL’yle ödüyorlar. TL’nin döviz karşısındaki, yaklaşık 8 yıllık geçmişine bakıldığında herhangi bir büyük sapma görülmedi. Yatak başına turistten alınan fiyat da artmadığı gibi düştü. Dolayısıyla otelcilerin 8 yıldır gelirleri artmıyor, hatta bir çoğunun azalıyor. Öte yandan, gerek girdi, gerek enerji, gerekse vergi maliyetleri katlanarak arttı. Özellikle alkollü içeceklere uygulanan ÖTV artık çok yüksek boyutlara, yüzde 300’e kadar ulaştı. Bu durum özellikle ’her şey dahil’ sistemiyle çalışan otelcileri maddi olarak çok yıpratıyor” dedi.

Tesis sahiplerinin neticede fiyatı ne olursa olsun, müşterilerine ürünü sunmak zorunda olduğuna işaret eden Açıkgöz, “Diğer sistemlerle çalışan otellerde ise turist, kendisi için giderek pahalı olan aynı ürünü ya satın almama ya da daha az tüketme yoluna gidiyor. Konaklama tesisi işletmecileri turist sayısından çok, maliyetlerini düşürme derdiyle uğraşmak zorunda kaldılar. Artık otelci için de fazla müşteri, daha çok kazanç anlamına gelmiyor” diye konuştu.

Kaynak : http://www.internethaber.com

Murat Gökmen

 

Son olarak ITB fuarı olmak üzere birçok fuarı geride bıraktık. Şu ana kadarki tüm fuarlarda satışlar geçen seneye göre iyi durumda gözüküyor.  

WTM Londra fuarında açıklanan Global Trends Report ‘a göre turizm bu sene toparlanmaya başladığı resmen bildirimli oldu. Tabii ki tam anlamıyla bir toparlanma ancak 3 yıl içersinde olacaktır. 2010 yılında dünya turizminin %2,2 büyümesi bekleniyor. Raporda ayrıca bazı destinasyon ve bölgelerin farklı konseptlerle öne çıktığı da belirtilmiş. Örneğin; Asya’da golf turizmi, Avrupa’da pop-up oteller , gibi. Bu trendlere göre satış pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi, tesislerimiz adına faydalı olacaktır. Sanıyorum artık tesis,marka, bölge vb faktörler yerine konseptler müşterinin seçimlerinde rol oynayacaktır.

Kongre turizmi açısından bir değerlendirme yaptığımızda geçtiğimiz yılın kongre sayılarında krize rağmen bir azalma olmadığını göreceğiz. Ancak kongrelere gelen katılımcı sayılarında önemli düşüşler göze çarpıyor. Kongrelerin bir sene önceden kayıtlarının alındığı ve planlandığı düşünülürse, krizin etkilerinin 2010’a kayacağını söylemek çok yanlış olmayacaktır. Ancak Türkiye’nin dünya ve bölge kongre turizmindeki konumu nedeniyle, pek sıkıntı yaşamayacağı düşünülüyor.  Bunun sebebi İstanbul dışındaki İzmir ve Antalya şehirlerindeki birçok alternatif  tesis ve fiyat olarak gösteriliyor.

Genel açıdan bakarsak 2010 yılı beklentileri 22,5 milyar dolarlık bir turizm geliri, 28 milyon turist olarak tahminlenmiş. 2010 yılında bakanlık belgeli yatak sayısı 600 bine, belediye belgeli yatak sayısı ise 450 bine çıkıyor. Yani yatak sayısı artıyor.  Bu da her şeye rağmen yatırımcıların turizmin geleceğine güvendiğini gösteriyor. En azından diğer sektörlere nazaran turizmi tercih ediyorlar.

Türkiye’de şu anda maalesef arza göre talep oluşuyor. Yani eldeki boş yataklar pazarlanıyor. Bu da yatak fiyatının düşmesine neden oluyor. Özellikle kriz döneminin etkisiyle bu düşüşler normalin altına inmiş durumda geçen sene. Acentalar, bu fiyatlara göre 2010 da pazarlık etmeye çalışıyor. Bu durumda fiyatların yükselmesi iyice zorlaşacak gibi. Aynı zamanda gelen turistin kalış sürelerinde de azalmalar mevcut.  Kalış süresi 2-3 gün ortalamada azalmış durumda. Bir tesisin geçmiş yıllardaki aynı gecelemeleri yapabilmesi için bu sene daha fazla turistin gelmesi gerekli.

Pazarlara şöyle bir bakarsak, İsrail pazarında 2009 yılında %55-60’lara varan oranda kayıplar göze çarpıyor. Pazarın oyuncularına göre, one minute kriziyle başlayan sürecin etkileri , siyasi makamların telafi adına pozitif yönde hareket etmesi ile kısa sürede toparlanma olabilecek gibi. Bunu hep beraber göreceğiz. Ancak İsrail pazarının geçen sene yöneldiği Yunanistan ve Bulgaristan’dan pek memnun kalmadığı da bir gerçek.  Almanya ve İngiltere 2010 yılında ekonomik açıdan pek iyi durumda gözükmüyor. Ancak Türkiye satışları her iki pazarda da geçen senenin üzerinde seyrediyor. Özelikle Pound / Euro paritesinin 1,10 seviyelerine düşmesi nedeniyle İngilizler için Euro bölgesi iyice pahalı hale gelmiş durumda. Bu da yine Türkiye ve Mısır turizmine yarıyor. Gerçi bu paritenin iyice düşmesi ile tesislerimiz son dönemde %5 e varan bir gelir kaybını da yaşayacaklar. Bu nedenle iyi bir hasıla yönetimi ile tesisler Pazar paylarını dengelemek durumundalar. İç Pazarda ise geçen seneye nazaran satışlar ümit verici. Özellikle erken rezervasyon dönemlerindeki hareket, iç pazarında diğer pazarlar gibi bu avantajların farkına varmaya başladığını da gösteriyor. Ramazan ayı nedeniyle Ağustos ayına artık tesisler kayıp gözü ile bakıyor. Maalesef birkaç sene daha bunun etkisini yaşayacağız.

Rus pazarında ise 2010 yılında, pazarının önemli oyuncuları kendi havayollarını kurmanın avantajıyla giriyorlar. Bu durum sayısal olarak bir artışa neden olacak, çünkü bu tur operatörleri uçakları kiralarken maksimum uçuş saatine göre hesap yapıp bilet fiyatlarını minimum rakamlarda paket turlara yansıtıyorlar. Dolayısıyla maksimum uçuş saatine ulaşmak için maksimum yolcuya ihtiyaçları var. Ekonomik gece uçuşlarının 2010 sezonunun yeni havacılık trendi olacağı söyleniyor.
2010 yılında global krizin psikolojik etkileri kayboldu gözükse de, Rus turistlerin büyük çoğunluğu ekonomik tatil paketlerine yönelecek.

Bu arada satış alanında güzel gelişmeler sevindirse de, maliyetler açısından durum pek iyi gözükmüyor. Et fiyatları ana haber bültenlerinde yer alsa da et kadar olmasa da birçok gıda grubunda %30`ların üzerinde fiyat artışı görülüyor. İçeceklerde, özellikle bira ve şarapta ÖTV artışları maliyetleri ciddi anlamda zorlayacak. Yani bu sene de her sene gibi bir deliği kaparken bir başka yerden tekne su almaya devam edecek.

Murat Gökmen

Küresel turizm sektörünün önde gelen isimleri 2011 yılı için trend ve beklentilerini açıkladılar.

1. Alpin turizminde doğu Avrupa büyük sıçrama yaşayacak

Kış sporları turizminde Avusturya, İsviçre gibi ülkeler liderliklerini bırakmasalar da, Sırbistan, Bulgaristan veya Hırvatistan gibi Güneydoğu Avrupa ülkeleri, inanılmaz artışlar kaydediyorlar.

Uçak biletleri arama motoru Skyscanner ve 2 tane daha popüler uluslararası turizm sitesinin kurucusu Gareth Williams, internet verilerini kıyaslayarak, bu ülkelerin Alpin turizm konusunda önümüzdeki yıllarda Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre ve Fransa’nın yerlerini alabileceğinden bahsediyor. Gareth: “Sırbistan gibi ülkeler, aynı kış sporları hizmetlerini klasik ülkelere göre üçte bir fiyata verebiliyor. Örneğin Kopaonik kış turizm merkezi, 2009’da 2010’a yüzde 130’luk bir artış kaydetti.”

2. Latin Amerika orta ve uzun vadede Uzakdoğu’nun yerini alacak

ABD’nin önde gelen egzotik ve macera turizmi online tur operatörü ‘Swoop’un kurucusu Luke Errington, “Taylan, Tayvan veya Malezya gibi egzotik ülkeler cazibelerini kaybediyorlar. Zira hem fiyatları arttı, hem oldukça uzaklar ve üstelik de kitle turizmi bu ülkeleri egzotik olmaktan çıkarıyor” dedi.

Errington’a göre özellikle ABD’liler ve orta vedede Avrupalılar, giderek Latin Amerika’ya doğru yöneliyorlar. Brezilya, Dominik Cumhuriyeti veya Meksika gibi ülkeler zaten uzun süredir bilinen yerler ama kitle turizmin henüz yaygın olmadığı Şili, Ekvator veya Uruguay gibi ülkeler, 2011’de ABD’den talep patlaması yaşayacak.

3. Macera turizmi geniş kitlelere yaygınlaşacak

Artık çoğu Avrupa metropolünde Hawaii’yi andıran gerçek kumdan plajlı kapalı havuz kompleksler, Uzakdoğu masaj salonları veya Mısır’ı aratmayan önemli müzeler var. Sayısız turistle aynı şemaya göre tatil yapmak istemeyenler çoğalıyor. Hiç veya az kişi olsun, biraz heyecan ve macera olsun ama mutlaka kitle turizminden uzak olsun diyenler, TUI gibi dev tur operatörlerinin bile dikkatini çekmeye başladı ve ayrı bir katalog hazırlamalarına yetti.

Avrupa’nı en büyük tur operatörü olan TUI grubunun bir raporuna göre, önümüzdeki 5 yıl içinde macera turizmi satın alanların sayısı yüzde 190 artacakmış. Ve aynı rapora göre 2011’de bu artış ciddi şekilde ‘hissedilecekmiş’

4. Türkiye, 2011’de Avrupalının en popüler kısa mesafe destinasyonu olacak

İngiltere merkezli online tur operatörü ‘Directline Holidays’ CEO’su Maria Whiteman, “2011 en iyi fiyat/hizmet oranını şüphesiz Türkiye sunacak. ALL inclusive konseptinin en iyi alıcısı bugüne kadar Almanlardı, ama artık Hollandalılar, İskandinavlar, Fransızlar ama özellikle İngilizler, bu konseptin tadına vardılar ve mutlaka denemek istiyorlar. Seyahat acentalarına giden bu müşterilere satıcılar hep aynı şeyi söylüyor: All inclusiv’te en geniş programı, en fazla seçeneği, en kaliteli hizmeti ve en uygun fiyatı Türkiye veriyor” dedi.

5. Misafir usulü tatil artacak

Profesyonel olmayan kişilerin mülkiyetindeki özel evlerde veya yazlıklarda hesaplı tatil yapmanın bir yolu da yazlık kiralamaktan geçiyor. Özellikle Balkanlarda büyük hız kazanan bu tarz tatil, kalabalık aileler için iyi bir alternatif. Balkanlar, diğer ülkelerin aksine, yazlıkları kısa süreliğine de kiraya veriyor; illaki bir aylık dönemler için değil, bir hafta ve hatta bir hafta sonu için bile kiralık yazlık bulmak mümkün.

Bu ülkeler arasında özellikle Hırvatistan 2011’de önemli artışlar kaydedecek. ‘Dubrovnik Apartment Source’ şirketinin sahibi Andrew Kehoe, bu konuda “Hırvatistan arabayla kısa bir yolculukla çoğu Avrupalı için ulaşlabilir bir yer. Böylece, özellikle Almanya’dan sadece hafta sonunu doğayla ve ailesiyle baş başa geçirmek isteyenler için harika bir alternatif. Fiyatlar ise diğer ülkelerle kıyaslanamayacak kadar düşük” dedi.

6. Erken rezervasyon alışkanlığı kan kaybetmeye devam edecek

CO-op Travel grubuna bağlı Saniholidays Başkanı Chris North, insanlar en azından 2011’in ortasına kadar ‘son dakika’ satış fırsatlarını bekleyecek zira Avrupa’daki son ekonomik gelişmeler, insanların “Tatil zamanı geldiğinde cebimde ne kadar para kalacak görmeliyim” düşüncesi devam edecek” diyor.

7. Tatil süresi uzayacak

Chris North bir konuda daha rakamlara dayanarak çok emin görünüyor: “Ortalama tatil süresi uzayacak. Yılda üç kere kısa tatil yapmak pahalıya geliyor, zira üç kere uçak parası ödüyorsunuz. 10/11 günlük tatiller popüler oldu. Üstelik klasikleşmiş 7 veya 14 günlük tatil satışlarında düşüş görünürken, 10 veya 11 günlük paket satışlarında yüzde 17’lik artış yaşanıyor”

8. APD tatil alışkanlığını fazla etkilemeyecek

Turizm sektörünün en çok korktuğu, APD (Air Passenger Duty – Yolcu Bileti Vergisi) ornalarının bu senen çoğu ülkelerde anormal artış göstermesinde, tüketicinin tatil alışkanlığının değişmesiydi. Williams’ e göre böyle olmayacak. Sosyal Medya alanında araştırmalar yapan Williams, tüketicinin tek tek harcama kalemleri yerine, paketin toplam fiyatına baktığını beliriyor.

9. Tatilciler için ‘Süper Sigorta’ geliyor

Travel Insurance sigorta şirketinin Genel Müdürü Stuart Bensusan, 2010 yılının hem tatilciler hem sigorta şirketleri dahil, tüm sektör için zorlu bir yıl olduğunu söylüyor. Volkanik küller, grevler, depremler, halk eylemler, terör faaliyetleri ve özellikle iflas eden turizm şirketleri, sektörün bütün taraflarını bir tür ‘Süper Tatil Sigortası’ arayışına ittiğini belirtiyor.

Bensusan, “Tur operatörleri ve tatilcilerin bütün riskleri kapsayan böyle bir süper poliçeye daha fazla para harcamaya yatkın olduğunu görüyoruz. Bugüne kadar böylesine özel bir kapsamı sadece özel talep halinde ve kişiye özel poliçelerle sunan sigorta şirketleri, çok yüksek primler talep ediyorlardı. Ama bu kapsam, kitlelere yayılırsa, prim maliyeleri de düşer. Bir 2011’de ilk defa böyle bir poliçeyle piyasaya gireceğiz” dedi.

10. Sosyal medya daha da önem kazanacak

Directline Holidays E-Commerce Genel Müdürü John Lucas, tüketicinin, sosyal medya sitelerinde yapacağı araştırmaların kendisine tasarruf sağladığını fark ettiğini belirtiyor.

Bodrum’da 45 yıl önce ev pansiyonculuğu ile başlayan turizmin yerini herşey dahil 5 yıldızlı lüks tatil köyleri ve otellere bırakması pansiyonculuğun bitme noktasına gelmesi Bodrumluları isyan ettirdi. 1970-80 yılları arasında Bodrum’da 1500’e yaklaşan pansiyon sayısı son beş yılda 100’ün altına kadar düşerken birçok pansiyon sahibi işyerlerini dönerci , disko, personel lojmanı, market ve butik olarak kiralamaya başladı.
Pansiyonculuğun öldüğünü, arkasından ise ağlayanın olmadığını devletin ise küçük yatırımcı yerine rant peşinde koyan zengin yatırımcıya destek verdiğini söyleyen  25 yıllık pansiyoncu  Bodrum Otelciler Derneği (BODER) Yönetim Kurulu Üyesi Salih Zeki Köylü, “ 1950’li yılların  sonunda ev pansiyonculuğu ile turizm yapmaya başlayan Bodrumlu turizmci rant kurbanı oldu. Pansiyon turizminde yöre halkı ile turistler iç içe yaşarken, herşey dahil sistem ve hala belirlenememiş turizm stratejisi nedeniyle  pansiyonculuk bitme noktasına geldi. Pansiyoncular ve küçük otel işletmecileri dev turistik tesisler karşısında grossmarketlerin yanında mahalle bakkalı gibi kaldı. Artık kendimi turizmci değil bakkal gibi hissediyorum.Acil turizm master planı yapılarak devletin pansiyoncuya ve küçük işletmeciye sahip çıkması gerekir, aksi takdirde orta direk tatil yapma olanağını tamamen yitirecek” dedi.

Turistlerden, utandıkları için para alamazlardı.

Muğla’nın Bodrum ilçesinde 1950 ‘li yılların sonlarında ev pansiyonculuğu ile başlayan turizmin  son 15-20 yıl içerisinde yarımada genelinde yerini hızla artan beş yıldızlı dev turistik tesisleri ve tatil köylerine bırakması , sayıları 50’lere kadar düşen pansiyoncuları ve küçük otel işletmecilerini isyan ettirdi.
Devamını okuyun »

© 2011 www.turistim.com Sitemiz, yasalara, telif ve kişilik haklarına saygılıdır. Temayı Hazırlayan: Sayontan Sinha
Turizm Siteleri