dağda bisiklet kullanmaBisikletle gezerken her şeyi, öteki araçlardayken gördüğünüzden tümüyle farklı görürsünüz. Arabayla gezerken hep kapalı bir yerdesinizdir ve alışık olduğunuzdan, araba penceresinden gördüklerinizin televizyondakilere benzediğini fark etmezsiniz. Pasif bir gözlemcisinizdir ve sizinle birlikte giden sıkıcı bir kafes içindesinizdir.
Bisiklette bir kafes yoktur. Her şeyle doğrudan temastasınızdır. Artık, izlemekten öte, sahnedesinizdir. Ayağınızın altındaki yol gerçektir, toprak yolun taşlarını kuvvetle hissedersiniz, oradadır; istediğiniz an ayağınızı aşağı indirip dokunabilirsiniz ve bilinciniz hiçbir şeyi, hiçbir yaşantıyı kaçırmaz.
Virajlı dağ yollarını tercih ediyoruz, üzerinde ticari işletmeler ve reklam tabelası olmayan yolları. Bu yollarda ağaçlıklar, otlaklar, bahçeler, çayırlar ve zirveler vardır, yanından geçtiğimiz çocuklar bize el sallar, insanlar evlerinin yanındaki bahçelerinden bize merakla bakarlar, yol ya da başka bir şey sormak için durduğumuzda yanıtlar kısa değil, istediğimizden de uzun olmaya eğilimlidir. İnsanlar bize nereden geldiğinizi, kaç saattir yolda olduğumuzu sorarlar.
Yalnızca spor yapmıyoruz. Aslında iyi vakit geçiriyoruz. Doğayı görüyor, kokluyor, dinliyoruz. Dağları, ormanları, vadileri görüyoruz, derelerin, kuşların seslerini dinliyor, göknar ile ladin veya akçaağaçla, otların, kekiğin kokularını ayırt ediyoruz.
ziganaArkamızda içinde biraz yiyecek, pompa, onarım malzemeleri, fotoğraf makinesi ile dolu çantalarla iki bisiklet, Zigana Tüneli’nden 1820 metreden ağır ağır Zigana Dağı zirvesine doğru yol alıyoruz, oradan da niyetimiz batıya dönerek Kadırga, Akkise Yaylası, Kalınçam derken Tonya’ya dağlardan ulaşmak ve buradan da tekrar denize inmek.

Bitmeyecekmiş gibi gelen, 2000′li rakımların üzerinde artık ağaç yetişmeyen yüksekliklerde, uzakta yolun hemen üzerindeki zirveye doğru, kendi gücümüzle biraz da mekaniğin yardımıyla pedal basıyoruz. Zigana Dağı zirvesindeyiz, rakım 2030 ve kayak tesislerinin yanından güneye Gümüşhane’ye, dağlara, yaylalara ve diğer zirvelere bakıyoruz. Sanki en tepede gibiyiz, ama daha gidecek çok yol var. Çeşmeden suyumuzu içip, matarayı da doldurduktan sonra tekrar yola koyuluyoruz. Tepeler yavaş yavaş arkamızda kalıyor, sonra yeni tepeler geliyor ve saatler geçiyor. Kolumdaki saatin altimetresi 2150 ‘yi gösteriyor. Yavaş yavaş ağaçlar seyrekleşiyor ve göz alabildiğine tepeden tepeye uzanan çayırlar çıkıyor ortaya. Önümüzdeki bir başka zirveye yaklaştıkça yeni çayırlar ve biraz aşağıda derme çatma kulübeleri görüyoruz. Kan şekerimiz düşüyor ve yorgunluk belirtileri başlıyor. Arka çantadaki armutları paylaşıyoruz. Yola devam; ama galiba hipoglisemide tık, armutlardan fayda yok. Neyse ki önümüzde güzel bir iniş var. Yeni Nishiki Cascade’nin amortisörlerini de denemiş oluyorum. Amortisörün ayarını yumuşatıp bozuk, taşlı yolda bırakıyorum bisikleti. Takır tukur yolda 40 kilometre üzerinde süratle iniyorum. Yol ne kadar kötü olursa olsun, yeni bisikletimin süspansiyon sisteminin sağladığı kontrol gerçekten mükemmel. Lastikler zemini adeta pençe gibi tutuyor, virajlarda fren yapmadan bisikleti yatırarak uçarcasına iniyorum aşağıya doğru. Dağların tepesinden süratle aşağıya süzülen avcı kuşlar aklıma geliyor. Ama ne olur olmaz, ellerim frende ve V-frenlerimin gücüne güveniyorum.

Kadırga Yaylası, sadece yazları köylülerin hayvan otlatmak amacıyla kaldıkları bir yer. Kışın tamamen kar altında kalıyormuş. Bakkaldan yarım kilo pestil alıyorum. Nerdeyse yarısını yiyoruz, üstüne birer litre su içip, çayları bitirdikten sonra yola devam etmek için kalkıyoruz. Arka lastik canta yapışmış. Günün ilk patlağının sonuncu da olması dileğiyle, yedek lastikleri çıkararak kolayca onarımı yapıyorum.
Bu arada pestilin etkisi de başladı galiba. Bisiklet üzerinde insan, vücudunu daha iyi tanıyor. Vücudun glikojen deposu yaklaşık 500 gram tutuyor. Kan şekerinin tam anlamıyla düştüğü durumlarda, ki bu durumları bisikletle çok yaşadım, pedal çevirecek güç kalmıyor. Vücudunun sınırlarını bilmek, dağların tepesinde, insanlardan uzakta, önümüzdeki yolu biraz pestil ve bolca su ile kat edebileceğimi bilmek bana güven veriyor. Tabii bunda hekim olmanın da, rolünün olmadığını söylemek zor.

Kadırga Yaylası geride kaldı. Akise Yayla’sına doğru yönümüz. Altimetre 2300 metreyi gösteriyor. Tepemizde masmavi bir gökyüzü, dik bir yokuş çıkıyoruz, ama terlediğimi pek hissetmiyorum, hava serin. Yokuş bitiyor, önümüzde oldukça uzun ve keskin virajlı bir iniş var. Bırakıyorum bisikleti, virajlarda yatırarak biraz da yeni lastiklerin zevkini çıkarıyorum. Nihayet köy göründü. Bisikletli bir çocuk yanıma geliyor. Manzara çok etkileyici. Bisikletli çocuğu da alıp yanıma, birer fotoğraf çekiyorum.

Yolcu yolunda gerek. Fazla oyalanmadan tekrar yola koyuluyoruz. Bu sefer önümüzdeki ilk yerleşim yeri Kalınçam. Yolda iki yerde önümüze yolun tamamını kaplayan çamur göletleri çıkıyor. Daha tecrübeli olarak öne atılıyorum. Derinliği konusunda tahminde bulunmak zor, ama otomobiller geçiyorsa ben de geçerim diyorum. Daha önceki tecrübelerimden yavaş geçersem çamurlu suyun ortasında kalabileceğimi bildiğimden heyecanla basıyorum pedallara. Ayaklarım çamurlu suya giriyor, ama karşıya da ulaşıyorum. Mehmet hoca arkadan aynı şekilde geliyor. Kalınçam tamamen bir orman köyü. Her taraf tomruklar, kerestelerle dolu ve çalışan tek tük insanlar bize bakıyor. Durmadan Tonya’ya doğru yola devam ediyoruz. Niyetimiz Tonya’lı Mehmet hocanın akrabalarının misafiri olmak. Bir ortopedi profesörüne ikram olarak artık ne gibi yemekler çıkaracaklarını düşünerek hızımı artırıyorum.

Gerçekten haklı çıktım. Alabalığın üstüne köfteleri de yuttuktan sonra, yola nasıl devam edeceğimizi düşünmeye başladım. Ancak denize ulaşmaya kararlıyız ve 55 kilometrelik hafta sonu gezisini Vakfıkebir’de noktalıyoruz.
Hafta sonları pazarları gittiğimiz bu dağ yolları gerçekten güzel ve yoldan gevşemiş, mutlu bir şekilde ayrılıyoruz. Pazar gezileri düzenli bir alışkanlığa dönüşünce, aslında bariz olan bir şeyi, bu yolların, ana yollardan farklı olduğunu anladık. Bunların çevresinde yaşayan insanların yaşam ritmi ve kişilikleri tümüyle farklıydı. Onlar bir yerlere gidiyor değillerdi. Aslında biz de bir yerlere gitmiyorduk; doğa ile bütünleşmeye gidiyorduk.
Bunu bu denli geç anlamış olmamıza şaşmıyorum. Görmüş, ama gene de görememiştik. Ya da daha doğrusu, onu görmemek üzere eğitilmiştik. Fakat bir kez anladıktan sonra, hiçbir şey, eşler ve çocuklar da dahil, hiçbir kimse bizi bu yollardan uzak tutamazdı. Bizler gerçek birer “dağlarda bisiklet sürme” meraklısı olarak, o yollarda gittikçe, öğrenecek şeyler olduğunu gördük.
Örneğin, iyi yerleri haritada belirlemeyi öğrendik. Eğer çizgi kıvrılıyorsa bu iyidir, dağdaki virajları gösterir. Eğer yol, bir kasabayı bir kente bağlayan ana yol ise bu kötüdür, trafik yoğundur. En iyisi, hiçbir yeri hiçbir yere bağlamayan yollardır. En önemli ustalık ise, dağlarda kaybolmamaktır. Bu yollar yalnızca, buraları iyi tanıyan bölge halkı tarafından kullanıldığından, sapak tabelaları yoksa bundan kimse şikayetçi olmaz ve genellikle de yoktur. Olduğunda ise genellikle, ağaçların arasında gizlenmiş küçük tabelalardan ibarettir. Ağaçların arasındaki tabelayı atladıysanız, bu başkalarının değil, sizin sorununuzdur.
Otobüsle Trabzon’a dönerken, tampon tampona dizilmiş otomobillere bakıyorum. İçlerinde asık suratlar var. Arka koltukta çocuklar ağlıyor. Bu insanlara bir şeyler söylemenin bir yolu olmalı, fakat suratları asık ve aceleleri varmış gibi görünüyor, yani, bir yolu yok.

Dr. Bülent Savran

bulentsavran@gmail.com

Bisiklet turumuza başlamak için 17-04-2011 Pazar Sabahı Saat 10:30′da  Manavgat-Side Çakalderesi Kavşağında buluştuk. Hatipler Köyü içinden geçerek Şişeler Köyü yolundan Seki üzerindeki en yüksek noktada kurulmuş yangın gözetleme kulübesine çıktık. Öğle yemeği orada yendi. Dönüş yolunda Kalemler Köyün’de Fahrilerin evine uğrayarak aperatif eşliğinde çay içildi. Akşam 18:00 civarında Manavgata dönmüştük. Bu gezi ile ilgi fotoğraflarmız aşağıdadır.

 

kaz dağlarıKaz dağları size kendinizi yenilenmiş hissettirir.

Ülkemizin en güzel yerlerinden biri de Kaz Dağları bölgesi. Hatta öyle bir yer ki, temiz hava bedeninizi çarpabilir ama birkaç gün sonra hayata yeniden başlamış olabilirsiniz. Cumhuriyet’ten Nilhan Aydın da Kaz Dağları’nı yazdı…

“Diyeceksiniz bu kız Biga yarım adasından (Çanakkale il sınırlarından) dışarıya bir türlü çıkamadı. Ne yapabilirim ki dünyanın en kaliteli oksijenini üreten Kaz Dağları benim memleketimde ve ben oradan oraya dön dolaş ancak Kaz Dağları’na varabildim.
Yağmur hafif hafif çiseliyor, kendi kullandığım yeşil gözlü arabamdan dışarıya çıkıyorum.
Nihayet vardım, bulutların içindeyim. Of ne güzel bir şey! Hiç uğraşmadan ruhum oksijen ile doluyor.  Saçlarım saf su ile besleniyor ve ben bir nehrin doğduğu noktada yer ile gök arasında bir yerdeyim. “Bin pınarlı İda”da yüzlerce şelale ile karşılaşırsınız.
İşte bu taşan şelaleler ve oluşan yüzlerce nehirler ile Kaz Dağları Bandırma’dan Ayvalık’a, Midilli’ye kadar tüm Biga Yarım Adası’nın içme suyunu karşılar.
Ardıç ağaçların ardından hışıltısını duyduğum Sutüven Şelalesi de böyle mi oluştu?

Sutüven Şelalesi:
Akçay’ı geçer geçmez Zeytinli tabelasını takip ettiğinizde kasabanın içindeki tabelalar sizi Sutüven Şelalesi ve Hasanboğuldu Büveti’ne ulaştırır. Dilerseniz aracınızı Beyoba Köyü’nde bırakabilir ve buradan  başlayan hoş bir patikadan kısa bir yürüyüşle şelaleye ulaşabilirsiniz. Kazdağları’na yapılacak bir yolculukta deniz kıyısıyla, dağın yamaçları arasında sıralanan gezilecek yerlere ulaşmak son derece kolay. Söz konusu mekânlara giden yollar oldukça iyi durumda. Yolların iyi durumda olması da benim için çok iyi. Zira ben karşıma çıkan yola hiç düşünmeden dalarım. Daldım ve kendimi bir köyde buldum.
Rahatladım. Zira yola girdikten sonra bu yolun girişine benzeyen ve bereye gittiğini bilmediğimiz bir yola babamın kullandığı araba ile birlikte hiç düşünmeden dalışımızı hatırlamıştım. O yolun sonunda kendimizi aniden küçük bir gölün içinde bulmuştuk. Bu sefer ise şanslıyım, hoş bir köydeyim.

kaz dağlarıYeşilyurt Köy
Bölgenin geçmişteki mimarisini ve yaşam biçimini anlayabiliriz. Tamamen taş evlerden oluşan köyde büyük kentlerden gelenlerle, yöre insanı bir arada yaşıyor. Son yıllarda İzmir, İstanbul, Ankara gibi kentlerimizden gelenlerin köy evlerini satın alıp restore etmeleriyle birçok ev yıkılmaktan kurtulmuş. Bu evler bugün konut, pansiyon veya kafe olarak kullanılıyor. Köy halkının çoğunluğunun burayı terk etmemiş olması köyün canlılığının devam etmesini sağlamış.
Şimdilik köyden çıkıyorum, henüz durmak, konaklamak istemiyorum. Bu yol da da bir tabela karşıma çıkıyor.“Tahtakuşlar Etnografya Galerisi”
1994 yılında UNESCO ödülünü alan galerinin kurucusu emekli öğretmen Alibey Kudar imiş.
Sizi burada kim karşılarsa karşılasın, muhakkak Köknarı kozalaklarından yapılan sıcak çay için. Zira bu köknar dünyada sadece Kaz Dağları’nda yetişir.

Kaz Dağları’nın endemik bitkileri
Kaz Dağları’nda 32 tane endemik (Dünyada sadece Kaz Dağları’nda bulunan) bitki türü olduğu literatür de yer almaktadır. Bu bitkiler de Kaz Dağları’nın oksijeninin kalitesini arttırıyor olabilir…
Dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı İda Dağı’nda Afrodit güzel seçilir. İda Dağı’nın daha birçok efsanesi vardır.
Bir hikâye anlatmadan olmaz; kuşlarla konuşan dağlı kızın rüyasında bir kere görüp âşık olduğu erkeğin ardında dağın tepesinde haykırarak söylediği ağıt.
Sevdalılar, gökyüzünde yelken açmış
Bulutlar gibidirler;
Bu sularda yelkenler kaybolur.
Balıkkaya (İda Dağı) acı bir kule!
Bir yol vardır,
Ulaşmak için sevdiğine…
İda Dağı yüksek bir kule!
Bir yol vardır hasret çekenlere…
Bir bardak su, kürek mahkûmlarına..
İç çeken sevdalılara…
Bir yol var elbet,
Gökyüzü ve sevda yüklü gemilere
Yolda kalmışlar için bir umut var elbet…

Nilhan Aydın

sömestre tatiliOkulların yarı yıl tatiline girmesine az bir süre kala çocuklarıyla birlikte gezi planı yapan aileler için yurt içinde ve dışında birçok alternatif bulunuyor.

Kış aylarına denk gelen tatilde kayak keyfine varabilir, Avrupa’da gezintiye çıkabilir ya da sıcak iklimlerde farklı kültürleri keşfedebilirsiniz.

Prontotour Pazarlama Müdürü Sarp Özkar, yarı yıl tatili yurt dışı turlarıyla ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçtiğimiz yıl rekor seviyeye ulaşan yurt dışı tur satışlarının yaklaşan sömestr tatili öncesinde memnun edici seviyede olduğunu söyledi.

Tatilin 28 Ocak-13 Şubat tarihlerini kapsadığını, bu periyottaki rezervasyonların yüzde 70′inin şimdiden dolduğunu kaydeden Özkar, bu yıl Budapeşte, Viyana ve Prag’ı içeren 3 ülkeyi kapsayan turun en çok tercih edilenler arasında bulunduğunu belirtti.

Özellikle kayak tutkunları için pek çok alternatif olduğuna değinen Özkar, ”İtalya’nın dünyaca ünlü kayak pistleri Cortina D’Ampezzo, Courmayeur ve Passo Tonale, İsviçre’de Zermatt ile Avusturya’nın Zell Am See kayak merkezleri ilgi görüyor” dedi.

NEREYE GİTSEK?

Kültürel ve tarihi bir turun yanı sıra çocuğunu da eğlendirmek isteyenlerin 3 gece Paris, bir gece Disneyland‘ı içeren turları tercih ettiğini belirten Özkar, şunları söyledi:

”Bu dönemde havalar çok soğuk Avrupa’da çocuğumuzu üşütmeylim diyenler Uzakdoğu turlarını, Fas, Dubai ve Beyrut gibi sıcak ülkeleri seçerken, denize girmek isteyenler ise ikliminin güzelliği nedeniyle Küba ve Tayland’ın Phuket adasını seçiyor.

Uygun fiyatla maksimum yer görmek isteyenler Avrupa’nın belki de en ilgi çekici 3 ülkesi Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Avusturya turuna katılıyor. Eğlence ve metropol tutkunları ise Londra ve Roma tercih ediyor, kış mevsiminin en güzel şehirleri olan masalsı kentleri içinde yer alan Moskova, St. Petersburg ve 3 gecelik Prag turları da bu anlamda tatilcilerin gözdesi.”

Danimarka, İsveç ve Norveç’i kapsayan İskandinavya turlarının da ilgi gördüğünü ifade eden Özkar, geçtiğimiz yıllarda 999 avrodan başlayan fiyatlarla satışı yapılan gezinin şimdi 599 avro gibi çok promosyenel bir fiyatla yarı yıl tatili seçenekleri arasında bulunduğu belirtti.

Özkar, yurt dışı turlar ve fiyatları hakkında şu bilgileri verdi

”Dört günlük Prag turunu 299 avrodan satışa sunuyoruz. Üç ülke görmek isteyenler için Budapeşte-Viyana-Prag turu 8 gün sürüyor ve 429 avrodan satılıyor. Çocuklarıyla eğlenceli bir tatil düşleyenler 5 günlük Paris-Euro Disney turuna 739 avro ödeyerek katılabilir. St. Petersburg-Moskova turu 6 gün ve 599 avro. İskandinavya başkentleri turumuz 7 günlük, 599 avrodan satılıyor. Sıcak iklimleri sevenler 4 günlük Dubai turunda 399 avroya yerini alabilir.

Kayak yapmak için Bulgaristan’a gitmeyi düşününler 7 günlük Bansko turuna 369 avro ile katılabilir. Kayak Cortina D’Ampezzo 8 gün 1149 avro, kayak Zell Am See 8 gün 749 avro, Londra 4 gün 539 avro, Dubai 4 gün 399 avro, Phuket 7 gün 949 avro.”

-”BU YIL YURT DIŞI TURLARA TALEP DAHA FAZLA”

Etstur Yurt Dışı Turlar Müdürü Nilüfer Müstecaplıoğlu da bu yıl yarı yıl tatilinde en çok talep edilen destinasyonların İtalya, İspanya, Orta Avrupa, Güney Amerika, Uzak Doğu, Paris ve Dubrovnik turları olduğunu kaydetti.

Ailelerin çocuklarıyla keyifli bir tatil geçirmeleri için birçok seçenek sunduklarını anlatan Müstecaplıoğlu, ”Bu yıl yarı yılda yurt dışı turlara talep geçtiğimiz yıldan daha fazla olacak gibi görünüyor. Kış ayına denk geldiği için kayak turları da oldukça revaçta. Bunun yanı sıra Disneyland gezileri de talep alıyor” diye konuştu.

Müstecaplıoğlu, bu yıl için ilk önerilerinin Dubrovnik olduğunu belirterek, ”Gecen yıl yazın haftada 2 ucak yapılan operasyonumuz bu sene haftada 3 uçak olacak. Oldukça uygun fiyatlarla çok güzel bir ülke ve gezi imkanı sunuyoruz” dedi.

-YURT İÇİNDE KAYAK VE TERMAL KEYFİ-

Etstur Yurtiçi Turlar Müdürü Suat Özbek, sömestr döneminde kayak destinasyonlarına yoğun talep aldıklarını belirterek, özellikle Uludağ’a olan yoğun ilginin bölgede otelerin dolmasına yol açacağından tatilcilere erken karar vermeleri önerisinde bulundu.

Kış soğuğundan kaçmak isteyenlerin de Antalya’yı tatil seçenekleri arasına eklediğini kaydeden Özbek, İstanbul’a ve Ankara’ya yakın bölgeler olan Abant, Bolu, Bursa ve termal otellerin de ilgi gördüğünü bildirdi.

Özbek, Afyon ve Pamukkale gibi yerlerdeki termal otellere orta yaş ve üzeri kesimin dinlenmek için ilgi gösterdiğine işaret eden Özbek, turlar için tek çekim ya da nakit ödemelerde yüzde 8′e varan indirimin yanı sıra taksit imkanları da sunduklarını bildirdi.

AA

keçi kalesi

Keçi Kalesi

Bu hafta hedefimiz İzmir – Aydın otobanında yolculuk edenlerin mutlaka bildiği, Söke ayrımından Selatin Tüneli yönünde sol kol üzerinde, deniz seviyesinden 452 metre yükseklikteki tepede, konumu itibariyle stratejik olup Selçuk Kalesine yapılacak bir saldırıyı önceden haber vermek amacıyla gözcülük göreviyle kurulan Keçi Kalesi idi.

Her zaman ki gibi saat 7′de Söke dolmuş duraklarının önünde bir araya gelen grubumuz yol üzerinde bekleyen diğer yürüyüşçüleri de alarak 14 kişi olarak Didim’den ayrıldı. İlk durağımız artık her pazar normalden daha fazla simit üretip bizi bekleyen simit fırını oldu. Sabah kahvaltısı olacak simitlerimizi aldıktan sonra Kuşadası grubunun bizi beklediği Belevindeki çay bahçesine hareket ettik. Burada kahvaltı yapıldıktan sonra parkur başlangıç noktasına gelindi. B parkur (orta) zorluk derecesinde olan yürüyüş öncesi kasları rahatlatacak ısınma hareketlerinin yapılmasının ardından bizi bekleyen Keçi Kalesine doğru yürüyüşe geçildi. Sayımız 56′ya ulaşmıştı. Bu hafta sayıları ve yoğunluğu artan papatyaların arasından keçi kalesine yürüyüşyürürken bu hafta ilk defa çiğdemler görünmeye başladı. Yavaş yavaş yukarılara doğru yürürken molalarda önümüze serilen manzaranın güzelliği ile güç toplayarak yemek (sucuk mangal) molasının verileceği kaleye ulaştık. Yemek örtüleri serilip sucuklar, evde özenle hazırlanmış dolma ve börekler hazırlanırken Bir kısmımız yanımızda getirdiğimiz uçurtmayı hazırlayıp yer yer beyaz pamuksu bulutların süslediği mavi göklere maceraperest ruhlarımızı da yükleyerek salmak için harekete geçtik. Ancak rüzgar pek de yardımcı olmadı. Yaprak kımıldamıyordu. Odun ateşinde kızarmış sucuklarımızı yiyip kaleyi incelemeye giriştik.

Ancak keçilerin ve artık keçiden farkı kalmayan bizim gibi doğa yürüyüşçülerinin dolaştığı böyle yüksek bir tepede nasıl kurulduğu akıllarda soru işareti bırakan bu kale ie ilgili çeşitli şehir efsaneleri dolaşmakta imiş, bunlardan birisi hiç kan dökmeden nasıl düşman kuşatmasından kurtulduğu, diğeri ise yine hiç kan dökmeden fethedildiği üzerine. İkisinde de yöntem aynı. Keçiler ve mumlar. İlkinde düşman gece olup hava kararınca keçilerin boynuzlarına mumları bağlar ve ancak keçilerin dolaşabildiği bu alanda kaleye doğru salar. Kaledekiler keçileri düşman askeri zannederek, bu kadar kalabalık bir düşmanla başa çıkamayacaklarını düşünür ve kalenin arka kapısından çıkıp, kaçar. Diğerinde ise Kale komutanı düşman kuşatması altındaki kalenin etrafındaki keçileri toplatır, boynuzlarına mum bağlatarak sarp yamaçlarda dolaştırır. Düşman keçileri karanlıkta devriye gezen askerler zanneder ve bu kadar askeri olan bir kalenin fethedilemeyeceğini düşünerek oradan ayrılır. Bundan dolayı kaleye keçi kalesi denmeye başlanmış. Aynı hikaye Karaman için de bu sefer koyunlarla söylenmekteymiş. Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu.

Artık yemek malzemelerinin toplanma ve yola devam etme zamanı. Malzemelerimizi, terden ıslanıp yedekleriyle değiştirilmiş kıyafetlerimiz ile uçurtmayı istediğimiz gibi uçurtamamanın hayal kırıklığını da sırt çantalarımıza yerleştirdikten sonra daha kısa ve kolay diğer parkurdan dönüş yapacak olan 9 arkadaşımızı arkada bırakarak parkurun geri kalanını tamamlamak üzere bizi bekleyen sürprizlere yol almaya başladık.

Henüz kaleden ayrılmışken, kaleye adını veren keçiler karşımızda belirdi. Başlarındaki çoban köpeğinin kontrol ve komutasındaki sürü dağların asıl sahipleri olduklarının bilincinde, bizimle fazla ilgilenmeden geçip gitti. Artık hızımızı almış yürürken, dakikalar önce doğmuş bir oğlağı arka bacaklarından tutan bir çoban ve arkasında henüz doğum torbası ile ana keçi ile karşılaştık. Bu bir çoğumuz için hayatlarında bir ya da iki kez yaşayabilecekleri bir andı. Yavru Keçi kalesine çıkan grupve annesi rahatsız edilmeden incelenip fotoğraflar çekildikten sonra yola devam edildi. Bu kez de peşimize ama keçinin aksine karadan değil havadan şahin ya da atmaca olduğuna karar verdiğimiz ama kesinlikle yırtıcılardan bir kuş takıldı. Uzun süre tepemizde dolaştıktan sonra daha ilginç bulduğu başka bir şeyin peşi sıra uzaklaştı. Bu kadar oyalanmanın arkasından tempomuzu biraz hızlandırarak, bizden daha önce buradan geçen başka bir trekking ekibinin zirve olduğuna karar verip Türk bayrağı yerleştirdiği noktaya ulaştık. Kalede bize ilgi göstermeyen rüzgarın bu noktada kendini göstermesine rağmen yoldaki vakit kayıpları sebebiyle bundan faydalanamadık. Bayrağın önünde fotoğraflar çekilip zirve yapıldığı kanıtlandıktan sonra iniş olarak tanımlanabilecek dönüşe başladık. Sık makiler, çam ağaçları ve kayalar arasından inişimiz 2 saat kadar sürdükten sonra minibüslerimizin bizi karşıladığı noktada son buldu.

Yazar:  Mustafa OR

Abant, denizden 1328 metre yükseklikte, toprak kaymaları sonucu oluşmuş bir tatlı su gölü. 1.28 kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. 6.5 kilometre tutan göl çevresinde günü geçirmenin en keyifli yolu ise göl ve yayla etrafında bir yürüyüş yapmak, faytonla atla dolaşmak ya da yollar buz tuttuysa kızakla bir tur atmaktır.

Abant-Bolu

Abant Gölü

 Gölün büyük bölümünde kiralık atlarla dolaşma veya faytonlarla nal sesleri eşliğinde gezilere çıkabilirsiniz. Her açıdan başka türlü görünen gölün tamamını görmek isterseniz Mudurnu yolu başlangıcındaki tepeye çıkmanızı öneririz.

Bölge özellikle orman bakımından oldukça zengin. Tertemiz havasına doyum olmaz. Hafta sonlarında fazla yorulmadan yürüyüş yapmak isteyenler ya da sakin bir gün geçirerek şehir hayatından biraz olsun uzaklaşmak için en ideal yerlerdendir Abant.

İlkbaharın gelmesiyle birlilkte gölün yüzeyi nilüferlerle kaplanıyor. Göl çevredeki dağların yeşiliyle renkleniyor.

Gölde olta balıkçılığına da izin veriliyor. Ücret karşılığı benekli mercan ve alabalık avlanabiliyorsunuz.

Gölün çevresindeki yürüyüş parkuru son derece kolay ve doğası kusursuz. Lezzetli alabalıkların bulunduğu ve olta balıkçılığın yapıldığı Abant Göl çevresi, bitki ve hayvan türleri açısından da oldukça zengin. Kuşlar, sincaplar, su samurlarının yanı sıra, bölgede bir de geyik üretme çiftliği bulunuyor. Çevrede yürüyüş yapmak, ailece kendin pişir kendin ye yapmak, dağ havasını içinize çekmek basarak açık hava piknikleri yapmak için Abant Gölü’ne gidebilirsiniz.

abant gülü kayık

Abant

Bolu Dağı yol boyunca, et ızgara türü lokantalar ve restoranlarla dolu, adımbaşı ocakbaşı keyfi yaşanıyor. Yol üzerindeki yoğun trafiğin getirdiği bereket Bolu tüneli hizmete girene dek devam edeceğe benziyor.Abant yolunda işporta satıcıları, sucukçulara sıkça rastlanıyor. Bolu Dağı mevkii Koru Otel’in restoranında özel special koru kebap, şiş veya tavuk ile yapılıp üzerine kaşar eritiliyor ve bakır kapaklı sahanda üstü kapalı sunuluyor. Bıldırcın ızgara, kaşar peynirli domates çorbası, kaymaklı ekmek kadayıfı en çok siparişi verilenler!

Bölgeye özel arabanızla gidebileceğiniz gibi, Bolu’ya hemen hemen tüm kentlerden otobüsle ulaşım mümkün. Trenle ulaşımı tercih edenler için, Adapazarı’na kadar tren ulaşımı mevcut. Buradan kalkan otobüslerle Bolu’ya gelebilirsiniz. Bolu’dan Abant’a minibüs bulabilirsiniz.

Bansko

Bansko-Bulgaristan

En ünlü kayak merkezlerinde kayak keyfi:

Sömestrede Unutulmaz Bir Kayak Tatili İçin Hazırlanın!
Bulgaristan/Bansko: Bulgaristan’ın doğa kültür mirası listesinde olan Prin Dağları’nın eteklerinde bulunuyor. 40 km uzunluğunda pistlere sahip olan Bansko’nun en işlek pisti Todoroka 2600 metre uzunluğunda…

Avusturya/Kitzbühel: Avusturya’nın en lüks kayak merkezlerinden birisi olan ve “Kitz” olarak bilinen lüks Kitzbühel, Hahnenkamm ve Kitzbüheler Horn Dağları arasında bulunur. Her kış yapılan Dünya Kupası Kayak Yarışlarının en zorlu pistlerinden birisi Hahnenkamm’ın Streif bayırıdır. Yazın, Tirolean kasabası, Avusturya Açık Turnuvası için akın eden tenis hayranlarını ağırlar. Dolambaçlı ve arnavut kaldırımlı Orta Çağ sokakları, spor arabalar ve lüks

Kitzbühel_Avusturya

butikler ile dolu olduğundan, Avrupalı zenginler arasında bu kutsal bayırlar oldukça popülerdir.

Avusturya/Zell Am See: Zell Am See yarımada üzerine yerleşen güzel bir dağ gölü gibidir. Görkemli binalara sahip eski bir şehir olan Zell Am See Avusturya Alpler inin en güzel kayak merkezlerinden biridir.

zell

Zell-Avusturya

Avusturya/Innsbruck: Tarih boyunca pek çok imparatorluk ve cumhuriyet tarafından istenen Innsbruck, 15. yy sonuna kadar I. Maximilian’ın imparatorluk sarayının yuvası olmuştur. Tramvay ile, şehir hızlı etkili ve ucuz bir şekilde gezilebilir. Avrupa’nın en huzurlu şehirlerinden birisi olan Inssbruck, Alp Dağlarının kalbinde bulunmaktadır.

Gezmek ,yeni yüzler görüp yeni tatlar denemek ,şaşırıp yeni şeyler keşfetmek hayattaki en güzel duygulardandır.Birçoğu gezer ama sadece bazıları yaşayarak, hissederek gezer. Gezmek gönül işidir! emek ister,sabır ve zaman ister. Gezmek ve tatil yapmak ülkemizde bir lüks gibi görünse de çok sayıda gönlünü gezmeye kaptırmış

Kabak Koyu

gezginimiz vardır. Ülkesinin doğal ve tarihi zenginlikleriyle gurur duyarak gezen,ülkesini hak eden ve ona aşık olan … Bu duyguları yaşayan biri olarak sizlerle ülkemizdeki cennetlerden birinden bahsetmek istiyorum. Aslında keşke saklama şansım olsa da bir sır gibi saklasam ! Sessizliği bozulmasa,kirlenip yıpranmadan her daim bakir kalmasını temenni edeceğim bir yer…Kabak koyu!
Hani bazen deriz ya alıp başımı gitsem,sessiz sakin huzurlu bir yer olsa,çok fazla bir şey almasam yanıma birkaç kitaptan başka… Yeşille mavi olsa tek her şeyden fazla ! İşte tamda böyle alıp başınızı gidebileceğiniz ve sonrasında da ilk fırsatta tekrar gitmek isteyeceğiniz bir yer.
Bu cici yer Muğla’nın Fethiye ilçesinde. Cici sıfatını kullanıyorum çünkü ilk gördüğünüzde sizde benim gibi ellerinizi çırpıp hemen kabak koyunda yüzmek,güneşlenmek ve çimlerin üzerinde uyumak isteyeceksiniz. Sabah kendiliğinizden sessizce uyandığınızı düşünün etrafta sadece huzurun sesi, dışarıda masmavi ve tertemiz denizin varlığı ve kargaşadan uzak huzur dolu bir günün başlangıcı. Henüz keşfedilmemiş olan bu bakir cennette istediğiniz kadar kafanızı dinleyebilir,uzun yürüyüşler ve uzatabildiğiniz kadar uzatabileceğiniz nefis kahvaltılar yapıp kendinizle dostluğunuzu ilerletebilirsiniz.Tamam öyle bol yıldızlı oteller gibi alacarte hizmeti,soğuk havlu servisi bulamayabilirsiniz ama sınırsız doğa,huzur ve mutluluk iyi ki de buradayım dedirtecek cinsten size.Bölgede birkaç bungalov tarzı evler ve kamp yerleri var. Hepside otantik,doğal ve kullanışlı. Hem de hesaplı ve hizmetleri de çok iyi. Tavsiyem yanınıza 1 den fazla kitap almanız yoksa sizde benim gibi kitabınızı daha ilk günden bitirip diğer günler keşke başka kitap daha getirseydim diyebilirsiniz. Kabak koyunun enerjisi o kadar muhteşem ki hatta ilhama gelip sizde bir şeyler karalayabilirsiniz.Koy ayrıca fotoğrafa merakı olanlar içinde özel bir yer. Eğer fotoğraf çekmeyi seviyorsanız kabak koyunda sizi şaşırtan bir çok kare yakalayabilirsiniz.
İster tek başınıza gidip kendi dostluğunuzu ilerletin ,ister sevgilinizle doğanın enerjisiyle romantik zamanlar geçirin isterseniz de arkadaşlarınızla gidip akşam kumsalda yaktığınız ateşin etrafında şarkılar söyleyin.Haydi birkaç parça eşya koyup takın sırtçantanızı sırtınıza ve düşün kabak koyunun yollarına… Geçin kendinizden ! düşünmeyin ayrıntıları,zoraki olayları,derdi tasayı… Ortam o kadar müsait ki daha çok şey keşfedeceksiniz burada hayata dair,doğaya ve kendinize dair . İnin kalbinizin derinliklerine daha da sevin kendinizi,çevrenizdekilerini,evreni..
İlk başta sizde burayı herkese söylememeyi buranın da diğer yerler gibi kalabalık olmaması için saklı kalmasını isteyebilirsiniz benim gibi.Ama daha sonra en yakınlarınıza ,dostlarınıza söyleyip beraber gidip bu nimetlerden yararlanmak yapacağınız ilk işlerinizden olacaktır. Benden söylemesi birçok güzelliği bir arada hissedin.Kabak koyuna gidip yaşayın ve iyikiyle başlayan cümlelerinizi sıralayın…

Kaynak: Guide tr

TODOSK gezisi

 

TODOSK güzel bir Pazar gününde Gazipaşa Yalan Dünya Mağarasına 16 kişi ile etkinlik düzenledi. Temuçin Aygen Mağara Araştırma Biriminin düzenlediği etkinlikte katılımcılar keyifli anlar yaşadı. Gazipaşa – Anamur yolu üzerinde yer alan Mağaraya 11:30 da varıldı. Daha önce de bir çok kez etkinlik düzenlenen mağaranın turizm e açılması ile aydınlatılmış yeni hali beğenildi. Beyrebucak köyü içerisinde yer alan mağara,köy tarafından işletiliyor. Mağara yeni turizme açılmış, daha önce sahipsizce hoyrat ellerde biraz yıpranmaya uğrayan mağara,yeni işleticileriyle tekrar hayat bulmuş. Bilinçli bir şekilde düzenlenen ışıklandırma ve yol çalışmaları mağaraya pek zarar vermemiş. Bazı toprak ve suyla tıkanmış bölgeleri temizlenerek mağara genişletilmiş. Önceleri oldukça kısa olan mağara uzunluğu yeni haliyle tatmin edici bir uzunluğa ve gezilebilir bir duruma getirilmiş.
Yalan Dünya Mağarası 1994 yılında Gazipaşa Belediyesi tarafından ışıklandırılıp ziyarete açılmış. Fakat uzun düre atıl duran ve korunamayan mağara 2 yıldır Beyrebucak köyü tarafından yeniden düzenlenerek ve ışıklandırılarak korunuyor ve işletiliyor.
Mağarada 400 metre boyunca girişten itibaren basamaklarla inilen galeriler,inanılmaz güzellikler sergiliyor. Sarkıt ve dikitlerin oluşumları, odacıklar, oyuklar ve tünellerle devam eden mağara yolculuğu sırasında, yüksek tavanlardan iki bölüm geçilen tünellere varıncaya kadar inilip çıkılan demir basamaklar bulunuyor. Çöküntü nedeniyle ilerleme imkanı olmayan bu bölümde mağara gezimiz dev galeride son buluyor.
Mağarayı işleten Mehmet bey,mağaranın gelişimi ve turizm e kazandırılması sürecini anlattı. Mağara birim sorumlusu Hadi İstanbullu da mağaraların oluşumu ve mağaranın önceki hali ile ilgili bilgiler verdi. Grubumuz mağarada keyifli anlar yaşadı bol bol fotoğraf çektirdi. Çıkışta bizleri odun ateşiyle ısıtılmış bir semaver çay bekliyordu. Mağara girişindeki dinlenme yerinde çevrenin doyumsuz manzarası ile çaylarımızı yudumlarken orada bulunmanın hazzını yaşadık.
Mağaradan sonra Gazipaşa’ya uğrayıp öğle yemeği için alışveriş yaptık. Bölgede lezzeti ile ünlü Meşhur Keçi boynuzu pekmezi ve bol bol muz aldık. Bölgenin diğer güzel yeri Koru Denizi mevkisinde Havuzlar denilen bölgede öğle yemeği molası verdik. Grubumuzun az olması hepimizi kaynaştırdı ortak bir sofrada koca bir kayanın üzerinde nefis havuzlu deniz manzarasına karşı yemeklerimizi yedik. Pekmezlerin lezzeti ve verdiği enerji hepimizi coşturdu.Pekmez esprileri gezi boyu hepimizi güldürdü.
Sahilde havuzlu bölgede gezimizi sürdürdük.Doğal kayaların denize bitişik oluşturduğu havuzlar hepimizi etkiledi. Yazın herkesin yüzdüğü doğal havuzlar hem deniz hem havuz keyfi sunuyor. 

“Dünyada eşi benzeri olmayan doğal havuzlardan oluşan Koru Denizi kayaları denizi kendi kendine temizliyor. Kıyı taşlarının bir özelliği de deniz içindeyken işlenebilir özellikte olup dışarı çıkarıldığında sertleşmesi olarak görülüyor. Bu nedenle yıllarca bu taşlar kesilerek su değirmen taşı olarak kullanılmış. Aynı ince gözenekli taşlar arasında lezzet kazanan mısır buğday öğütülmüş. Taşların serin tutma ve dekoratif güzellik verme özelliğini de keşfedenler inşa ettikleri evlerin duvarlarında yine Koru Denizi taşlarını kullanmışlar. Yıllarca gerek değirmentaşı gerekse evler için taş kesen Lüle Abdurahman isimli kişinin ismine izafen Koru Denizine halk arasında Lüle Denizi de deniyor. Günümüzde bölge sit alanı olarak korunuyor gün batımı izleniyor fotoğraf çekiliyor denize giriliyor.”
Yolumuza Selinus Antik Kenti yollu üzerinde bulunan Fikret Otyam ve ailesini eskiden kaldığı eve gittik.
“Selinus Antik Kenti Hacı Musa Çayını yedeğine alıp uzandığı burun gibi sahile ulaşırken sterejik konuma sahip Selinus Kalesi Gazipaşa’nın hem doğusunu hem batısını görebilecek en yüksek tepede yer alıyor. Kaleye çıkmak isteyenler Şekerhane köşkü hamam su kemerleri antik kapı Selinus mezar anıtı gibi çeşitli kalıntıları görerek Musa Çayı paralelinde ilerleyerek dalgakıranlı büyük limanın yamacına geliyorlar. Burada kaleye çıkan merdivenleri tırmananlar Kızılin Mağarasına doğru Gazipaşa’nın plajı sahili yat limanı kıyı yerleşim alanının bütününü tepeden görebiliyorlar. Kalenin diğer tarafında ise İlginç bir kaya yapısı gözlenen Koru Denizi bulunuyor.”
Antik kente bir gurup arkadaşımız dik merdivenleri çıkarak ulaştı. Kısa bir gezinti yaptı. Kültür bakanlığının yarım kalan restorasyonu ve bakımsızlık buraları sahipsiz bırakmış. Gazi Paşaya büyük hizmetleri olan Fikret Otyamın gitmesi de buraları garip kalmış. Otyamların Otantik evinde hatıra fotoğrafları çektiriyoruz. Evin yeni sahipleri bizleri sıcak karşılıyor.Beslediği güvercinleri gösteriyor. Evin dekoru,tasarımı ve sanatsal incelik,bahçesi hepimizi hayran bırakıyor. Tam bir sayfiye,dinlenme yeri,limana bakan eşsiz manzarası ve sakinliği Otyamların hala etkisi süren güzelliğini ve yaşama sevincini sanki sürdürüyor. Sanki birazdan Fikret Otyam karşımıza çıkacak ve insan sıcağı gülümsemesiyle eşsiz misafirperverliği ile bir Anadolulu selamı verecek bizlere çay ikram edecek. Yıllar önce gene bu bölgeye yaptığımız TODOSK un gezisinde bir gurup arkadaşımızın Otyamları ziyaret ettiğini ve güzel karşılandıklarını biliyordum. Limanın yeni hali eskiden Mağara gezisi sonunda öğle yemeği yediğimiz ve denize girdiğimiz bu bölgeyi çok değiştirmiş. Artık gitme vakti geliyor veda ederek dostlardan ayrılıyoruz.
Akşam güneşinin kızıllığında Antalya yolu bizi aydınlatıyor.Yolda verdiğimiz fotoğraf molaları ile bu eşsiz gün batımı törenini kaçırmıyoruz.Yol boyu neşeli fıkralarla türkülerle Antalya yolu kısalıyor. Herkes doğanın eşsizce insanı tazeleyen,yenileyen büyüsüyle ve yeni dostlukların tadıyla evlerine kavuşuyor. 

Yazar: Hadi İstanbullu (arkadaşımız)

Yeni yıla nasıl girerseniz bütün bir yıl öyle geçer derler. Öyleyse 2011′i daha güzel ve diğer yıllardan farklı geçmesini istiyorsanız bu yılbaşında farklı bir şeyler yapın. Yaşadığınız şehirden biraz uzaklaşın. 

BOLU DAĞ EVLERİ:

Bolu Dağ evi

Ailenizle, arkadaşlarınızla veya sevgilinizle baş başa gözlerden uzak, romantik bir yılbaşı geçirmek için daha iyi bir seçim olamaz. Hem gözlerden uzak hem de şehre yakın olması 2 günlük yılbaşı tatili için Bolu’yu ideal kılıyor. Enfes doğasıyla Batı Karadeniz’in güzel şehirlerinden biri olan Bolu’da çok sayıda dağ evi bulunuyor. Bu yılbaşını, Bolu’daki tahta dağ evlerinden birinde geçirebilirsiniz. Dışarıda buz gibi bir soğuk varken siz sevgilinizle baş başa şömine ateşinin yanında sıcak şarabınızı yudumluyor olacaksınız. Eğer kalabalık arkadaş grubuyla gitmek isterseniz size uygun daha geniş evler de bulunuyor. Üstelik fiyatlar da çok uygun.
Mudurnu’ya 8 km, Abant’a 22 km mesafede bulunan Değirmenyeri Dağ Evleri, doğayla uyum içerisinde tatil için ideal bir mekan..

Değirmenyeri’nde toplam 5 adet şömineli ahşap ev bulunuyor. Bu evlerin hepsinde verandadan bir salona giriliyor. Salonda oturma grubu, masa ve sandalyeleri ve aynı katta yatak odaları bulunmakta. Asma katlarda dört kişilik yatak grubu mevcut. Özellikle büyük aileler ve yakın dostlar için…
Tüm evlerde kalorifer, sıcak su, banyo-wc mevcut.

Değirmenyeri Dağ Evin’nin bahçesinde, içinden akan küçük bir dere, havuzda balıklar, ördekler ayrıca tavşanlar, sincaplar, tavuklar ve köpekler bulunuyor. Dilerseniz beraberinizde evcil hayvanlarınızı getirebiliyorsunuz.

ABANT
 
Abant Bolu’ iline 32 kilometre uzaklıkta olup E-5 üzerinden Bolu dağına çıkmadan İstanbul yolu üzerindedir.Aracınız ile İstanbuldan geliyorsanız Kaynaşlı yol ayrımından Bolu dağına çıkabilir oradan Abant kavşagına sapabilirsiniz.Sonrasında her tarafı ağaçlarla cevrili 21 kilometrelik bir yol sonunda Abant Gölüne ulaşabilirsiniz. Yol boyunca oldukça güzel mekanlar ve restoranlar görebilirsiniz. Yol üzerinde lezzetli bir sabah kahvaltısı yapabilir yada balık restorantlarında oldukça lezzetli taze tutulmuş balık çeşitleri yiyebilirsiniz. Aracınız ile göl etrafında aracınızla dolaşabiliceginiz gibi park yerlerini kullanıp yayanda gezebilirsiniz.Yada isterseniz at arabaları ile göl etrafında gezebilir , temiz oksijeni ile doğanın ve manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz  

Abant

 

 

 

 

 

 

 

SAPANCA:

Uzun, düzgün sahili ve temiz gölüyle, çevresinde gezebileceğiniz yerlerin fazlalığıyla, sakin bir haftasonu geçirmek için ideal bir belde.. Gezilecek yerlerin birbirine olan yakınlığı sebebiyle gününüzü dolu dolu geçirmeniz mümkün.

Sapanca

 

 

 

 

 

 

GÜMÜŞHANE ZİGANA TURİZM MERKEZİ – Zigana yaylası

Gümüşhane

Ulaşım:
Gümüşhane – Trabzon yolunun 60 kilometresinde bulunan Zigana tünelini geçtikten sonra doğuya 3,5 km. stabilize yolla ulaşılır. Zigana’ya Trabzon merkezden 112 km. asfalt yolla ulaşılabilir.

Özellikler:
2. 032 m. yükseklikteki Zigana yaylası aynı zamanda kayak merkezidir. Her türlü alt yapı hizmeti tamamlanmış durumdadır.
Zigana, yaz aylarında çim kayağı, kış aylarında kayak turizmine elverişli ender beldelerimizden biridir. Nemli deniz iklimi ile kara iklimi arasında çok ilginç bir bölgemizdir.

ULUDAĞ: Uludağ kayak merkezi Alp usulü kayak ve kayak turları için son derece elverişli bir yer. Dünyaca ünlü bu kayak merkezi Fatintepe ve Kuşaklıkaya tepelerinin üzerine kurulmuştur.
2543 metre yüksekliğe sahip olan Uludağ günümüzde Türkiye’nin en önemli kayak merkezlerinden biridir. Bursa’nın güney batısında bulunan dağda Milli Park dönüşen geniş bir orman da mevcut.

Uludağ

ERCİYES:

Geniş bir alana sahip kayak merkezi şehir merkezine 25 km. uzaklıktadır. Bu alanda 3 adet mekanik tesis bulunuyor.Bunların 2 adedi teleski tesisi olup birincisi 1450 metre uzunluğunda ve 900 kişiliktir.
Diğeri ise 1250 metre uzunluğunda ve 800 kişilik kapasitesindedir. Telesiej tesisi ise, 2250 metre uzunluğunda ve 370 kişilik kapasiteye sahiptir. Merkezinde 300 metrelik iki adet baby-lift tesisi bulunan dağda bir kayak evi ve bir otel mevcuttur.

 

PALANDÖKEN:

Palandöken

Geçmişi Hititler’e kadar uzanan doğunun en büyük şehri Erzurum’a, tarihi zenginlikleriyle birlikte, doğa da oldukça cömert davranmıştır Erzurum’un güneyini bir yay gibi kuşatan Palandöken Dağları, uzun ve doğal kayak pistleriyle son zamanlarda dikkatleri üzerine çekiyor.
Yaklaşık 2200- 3100 metresinde kurulu tesisleri ile dünyanın sayılı kayak merkezlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor ve yıldızı her geçen gün biraz daha parlıyor. Doğasını ve mimari kültürünü aynı güzellikte bu günlere taşımış olan Erzurum’ da tatili tadını çıkarırken İç Kale, Çifte Minareler, Çobandede, Yakutiye Medresesi, Lalapaşa Camii, Rüstempaşa Bedesteni, Üç Kümbetler, Tortum Şelalesi, Ulu camii ve tarihi kongre binasını ziyaret etme fırsatı bulabilirsiniz

KARTALKAYA: Köroğlu Milli Parkı içinde yer alan Kartalkaya, Bolu’dan 50 km Ankara’dan 180 km uzaklıkta bulunmaktadır
Köroğlu dağında 2000 metre yükseklikte yer alan kayak merkezinde bir çok otel müşteriler için shuttle servis organize etmektedir. Kayak merkezine ayrıca Bolu’dan halk otobüsleriyle ulaşmak da mümkündür.Aralık’ta başlayan kayak sezonu Nisan ayının ortalarına doğru son bulmaktadır.

Kartalkaya

  

  

 

 

 

 

 

 

SARIKAMIŞ:

Sarıkamış

Kars, doğası ve mimarisi ile yaşam kültürünü günümüze taşıyan şirin ve görece minik Anadolu kentlerimizden biri. Bir seyahatimizde gözümüze çarpmıştı: Milattan önce 5. yüzyılın ortalarında tarihteki ilk şehir planlamacısı olarak da bilinen Miletli Hippodamus tarafından bulunmuş olan ızgara şehir planı ( Grid iron plan ) burada da kullanılmış. Bir başka deyişle Kars’ta sokaklar birbirlerini dik açı ile kesiyor.
Gidenler bilir: New York ta aynı şekilde planlanmıştır. Ve bu yüzden adres bulmak çok kolaydır. Bir çok açıdan “ geri kalmış “ yaftası yapıştırılabilecek bu kentimizin sokaklarının böyle modern bir şehir planlamacılığı ile düzenlenmiş olması enteresan.  Rus işgali altındayken yapılmış eski binaları görmelisiniz

Kars Rus yapımı eski ev

Kars’a 60 km uzaklıkta bulunan Sarıkamış’ta ise renkler bir başka.

Kayak sezonunun en uzun sürdüğü Sarıkamış’ta, Sarıçam ormanlarının içinden geçen pistlerden kayarken duyacağınız heyecan ve beyazın yeşil ile uyumunu görecek, bu tabiat güzellikleri arasında sessizliğin sesini dinleme fırsatı bulacaksınız

© 2011 www.turistim.com Sitemiz, yasalara, telif ve kişilik haklarına saygılıdır. Temayı Hazırlayan: Sayontan Sinha
Turizm Siteleri