Sabahın en serin ve son deminde Eyüp’tesiniz bi düşünün herkesin alel acele abdest aldığını, ön saflardan vazgeçtik camide bile boş bir yerin kalmadığını, güvercinlerinin bile bir başka olduğu o güzel mekanda… Namazdan sonra tanımadığınız ama hiçbiri size yabancı gelmeyen insanların arasında ettiğiniz duaların ferahlığıyla avluya çıkıyorsunuz, şadırvanın saçaklarına sığınıyorsunuz başınıza en narin ve zafif dokunuşlarını değdiren rahmete gülümseyerek. Arada yukarı bakıp ya bende seni çok seviyorum rabbim demekten kendinizi alamıyorsunuz. Kimseyi istemiyorsunuz yanınızda bir müddet, o anın, sabahın,  serinliğin huzurla ürpermenin tadını kimseyle paylaşmak istemiyorsunuz.

Etrafda biraz sakinlik oluyor insanlar artık dağılmış ama siz gitmek istemiyorsunuz zaten saat çok erken ve daha Eyüp Sultan Hazretlerinin türbesi bile açılamamış sadece önünden bi selamla geçiyosunuz ,alındığından emin. Ve yukarı doğru o taşlı yoldan tırmanmaya başlıyorsunuz hafifçe kıvrılan ve biraz da dik bir yoldan . Ağaçlar sanki burası için yaratılmış. Evet burası artık Eyüp mezarlığı, mezarlığın içinden geçerken,  zamanının meşhur yazarlarına, yazmayanlarına rastlıyorsuz, bir ağaçlara bir yola birde orda yatanların sakin mezarlarına bakıyorsunuz. Yol boyunca insanı bırakmayan huzur ve garip hesaplarından kurtularak arkanızda bıraktığınız dünya . Sanki yokuş biraz uzamaya başlıyor anlıyorsun az kaldı. Ve yolun sonu selamet şimdi, Piyer Loti’desiniz ve oradaki kahvehanede kendinize güzel bi sandalye kapıyorsunuz en manzaralısından .İstiyorsunuz ki haliç gözünüzün önünden ayrılmasın siz de ondan . Tabi bu saatte o serinlikte ve şu güzellikte içilen çayın tadından bahse lüzüm bile yok.

Ve tatam… evinizdesiniz.:)